Kurtuluş Kayalı: ENTELEKTÜELLER TÜRK TOPLUMUNDAN SOYUTLANDILAR

ENTELEKTÜELLER TÜRK TOPLUMUNDAN SOYUTLANDILAR
Giriş Tarihi: 20.12.2022 16:39 Son Güncelleme: 20.12.2022 16:41
Kurtuluş Kayalı’nın tespiti: Entelektüellerin çoğunun Türk toplumundan soyutlanmaları söz konusu. İnsanların Türkiye hakkında bilgilenmek gibi bir dertleri yok.

Türkiye'deki düşünsel muhaliflik geleneğinin dönüşümünü, mihenk taşlarını, güncel muhalif eğilimlerin nereden yola çıkıp, nereye ve neye evrildiğini fikir ve kültür tarihimize vakıf akademisyen Prof. Dr. Kurtuluş Kayalı Lacivert'e anlattı.

Her dönemde olduğu gibi günümüzde de muhalif çevreler, eğilimler, damarlar mevcut. Ancak muhaliflik denilince etkili ve önemli aydınların yaklaşımlarını ayrı bir yere koymak gerekiyor. Eleştirinin, karşı duruşun dayanması gereken temellerden birini hem bu ülkeyi ve toplumunu, hem de dünyayı anlamak teşkil ediyor ve bu durum öncelikle toplumu yönlendirmeyi ve dönüştürmeyi hedefleyen aydınları/entelektüelleri bağlayan bir şey. Bu bakımdan Türkiye'deki güncel muhalif eğilimlerin nereden yola çıkıp, nereye ve nasıl dönüştüğünü anlamak için entelektüel iklimin geliştiği dönemleri, aydın portrelerini ve başat eserleri tahlil etmek yol gösterici olabilir. Bu süreci daha iyi anlamak adına fikir ve kültür tarihimizle ilgili çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Kurtuluş Kayalı'ya misafir oluyoruz.


"Türkiye'de sadece 60'lar değil; 1923 de kırılma noktası"


Dünyada muhalif gençlik hareketlerinin baş gösterdiği 1960'lı yıllar öncesinde ülkemizde entelektüel dünyaya neden sırt çevrildiğini ve 60'ların sosyolojik açıdan neden milat kabul edildiğini Prof. Dr. Kurtuluş Kayalı şöyle anlatıyor: "Türkiye'de Rönesans olarak telakki edilen tarih sadece 60'lar değil; 60'lar bir kırılma noktası, aynı zamanda 1923 de kırılma noktası. Meseleye sosyolojik tahliller açısından bakmaktan öte entelektüel yaklaşım çevresinde incelemek daha ilginç olabilir. 23'teki değişimimizin bariz bir siyasal mahiyeti var; geçmiş etkisinin sınırlanıp silinmesi söz konusu. Hakeza buna benzer bir tarzda yepyeni bir başlangıç 1923. 60'taki askeri hareketin entelektüel dünyaya yansıması açık şekilde Marksizm ekseninde oluyor ve 60'larda esen Marksist rüzgâr sadece Marksistleri değil başka kesimdeki insanları da değiştiriyor hatta Türkiye'de genelde düşünsel yaklaşımları da değiştiriyor. Mesela 60 öncesinin Kemalizm yorumuyla 60 sonrasının Kemalizm yorumu nitel olarak farklı."
Osmanlı'ya sırt çeviren aydınların Osmanlı'ya tekrar dönüşü


Cumhuriyet döneminde başlayan geçmişten kopuşta Osmanlı'ya sırt çeviren aydınların ilgisinin zamanla Osmanlı'ya tekrar dönüşüne şahit oluyoruz. Kayalı bu dönüşü şöyle izah ediyor: "Cumhuriyet'i anlamak Osmanlı'yı çözümlemekten geçiyor. Türkiye'deki genel değişim dinamiğine baktığımız zaman yakın döneme kadar herkesin kafasında Necip Fazıl'dan modernist entelektüellere kadar 1923 bir kopuş olarak telakki edildi ne zamanki 90'lı yılların ortalarında Zürcher'in Modernleşen Türkiye'nin Tarihi kitabı çıktı sonrasında bunun bir süreklilik olduğu şeklinde değerlendirilmeye başlanıldı. Olumlu veya olumsuzun dışında Osmanlı'yla neden ilgileniyoruz? Salt akademik bir ilgiyse bunun anlamı çok yok. Osmanlı'yla ilgileniyoruz çünkü Osmanlı'nın bir biçimde, bir şekilde bugünkü hayat üzerinde, yapı üzerinde, bugünkü kültür üzerinde bir etkisi var."


Solda Osmanlı'ya ilgi Kemal Tahir'le başladı


Osmanlı'ya yönelik bu ilginin kökenlerini de açıklıyor Kayalı: "Solda Osmanlı'ya ilgi yoğun bir biçimde Kemal Tahir'le başladı. Devlet Ana 1967'de bu etkiyi çözümlemeye çalışıyordu. Döneminde tepkisellikle karşılandı fakat 80'den sonra Osmanlı'ya ilgi bariz biçimde fazlalaştı. Bunun nedeni Türkiye'de entelektüellerin meselelere bakış biçimleriyle ilgili. Meseleyi siyasi ve iktisadi açıdan yorumlamak toplumda kopuşlara, eskinin etkisinin olmamasına ikna edilebilirsiniz. Meselelere kültürel bazda baktığınızda değişimlerde geçişler ve sürekliliği görmek mümkün. 60'larda bunun sebebini öne çıkmış entelektüellerin iktisatçılar ve siyaset bilimcilerden olması oluşturuyor. 1960'larda Türkiye'deki en bariz problem sosyologların ve tarihçilerin etkin olmamaları… Seksenlerden itibaren doksanlarda daha belirgin şekilde entelektüel anlamda sosyologlar ve tarihçiler öne çıkıyor ve Türkiye hakkında sosyolojik ve tarihsel tahliller daha belirginlik kazanıyor."

Yeni dönem sosyologları Türkiye gerçekliğinden kopmuş

Sosyolojinin ve tarihin ivme kazandığı bu dönemde sosyologlarımız ne mi yapıyor? Kurtuluş Kayalı'dan bunun cevabını şöyle alıyoruz: "Yeni dönem sosyologları Türkiye gerçekliğinden kopmuş vaziyette. Zaman içinde uzaklık 60 dönemlerindeki sosyologlarınkine nazaran daha da artıyor. Ancak yeni dönem sosyologların, 80'den sonraki söylemleri; etnik mesele, milliyetçilik konusu üzerine, toplumsal cinsiyet üzerine çıkarımların Türkiye'nin somut hayatında çarpık, sağlıksız bir yansıması var. Fakat bu üç mesele üzerine metinler, temel yaklaşım biçimleri sorunlu olsa da, Türkiye gerçeklikleriyle bir ilinti biçimi var. 1980 sonrası Türk entelektüeli iyice çevirmene dönüşmüş ve mikro konularla uğraşmış ve ilgisi yabancı metinlere kaymış, yarım yüzyıl hafızamızdan silinmiş."

Geçmiş düşünsel birikimimizle bağlantı bile Batı düşüncesi kanalıyla kuruluyor

Toplumun gerçekliğinden soyutlanmayı ve hafızanın silinişini beraberinde getiren bu son süreçte haliyle bir yabancılaşma söz konusu oluyor. Bu yabancılaşmayla ne kaybettiğimizi şöyle açıklıyor Kayalı: "1923 sonrası entelektüelleri toplum gerçeklikleriyle iç içe geçmiş. 60'ta ikili durum var; siyasal değişiklik iki yanlı radikal değişimi beraberinde getiriyor. Türkiye'de 1960'larda esen Marksizm rüzgârı Marksist klasiklerin çevirisini meydana getiriyor. 1960'larda tartışmalar dahi alıntı savaşları çerçevesinde gerçekleşiyor. Mehmet Ali Aybar o dönem biriyle tartışırken; "arkadaş bugün nerdeyse hava durumunu anlatmaya niyetlendiğinde Marx'tan Engels'ten alıntı yapacak" diyor. O dönemdeki temel eğilim Türkiye hakkında bilgilenerek bu toplumun nasıl dönüştürüleceği şeklinde. Bu hikâyenin bitişi 80'lerden itibaren başlıyor. 80'lerden itibaren insanların Türkiye hakkında bilgilenmek gibi bir derdi yok." Tam bu bağlamda Kurtuluş Kayalı'nın şu tahlili oldukça kayda değer: "Türkiye'de geçmiş dönem düşünsel birikimiyle bağlantı bile Batı düşüncesi kanalıyla kuruluyor." Bu tespit, sistem eleştirisi ve muhaliflik bakımından sosyal ve siyasal konularda entelektüeller ile halkın ayrışması gibi bir gerçekliğimizin olduğunu hatırlatıyor bir kez daha.

Türk toplumundan soyutlandılar

Kurtuluş Kayalı, Türkiye'de düşünsel anlamda muhalif ve eleştirel damarın en önemli odak noktalarını teşkil eden İslamcı düşünce, sol düşünce ve liberal düşüncenin gelişim trendinin de ne yönde ilerlediğinin de altını çiziyor: "Şu anki birleşme şeklinde gözüken durum: 80'lerden sonra herkes biraz esnekleşti. Milliyetçiler İslamcılaşmaya, İslamcılar, milliyetçiler ve solcular liberalleşmeye başladı ve bunların hepsi dünya literatürüne açılmaya başladı.…"

"İnkılap anlayışı inkılap etti"

"Peki, şu an Kemalizm muhalifleri ve diğerlerini birleştirici bir etkiye sahip. Oysa eskiden İslamcıları, sağı ve solu ayrıştırıyordu. Bir de tarihe karşı yoğun bir alaka var bu konuda ne denebilir?" sorusunun cevabı ise Kayalı için şöyle: "60'ların başındaki ilkel tarih ilgisi neyse bugünkü de o kadar ilkel. Bugünlere gelindiğinde Kemalizm basitleştirici bir tartışmanın konusu olmaya başladı. Sezai Karakoç'un çok gerçekçi bir Kemalizm tahlili vardır. 60'ların başında 'Kemalistler sosyalistleşti, inkılap anlayışı inkılap etti… Kemalist inkılap anlayışı sosyalist inkılap anlayışına dönüştü' diyor. Son 30 yıllık süre de dâhil olmak üzere Kemalizm'e yönelik eleştiri tepkiselliğini beraberinde getirdi. Her düşünsel odanın Kemalizm eleştirisi de karikatürize bir hal almış durumda."

BİZE ULAŞIN