İlker Nuri Öztürk: Batı'nın aydınlık ruhları

Batının aydınlık ruhları
Giriş Tarihi: 3.3.2022 16:04 Son Güncelleme: 3.3.2022 16:04
Onlar asırlar öncesinden bugüne uzanan önyargılarla İslam’a ve Müslümanlara mesafeli Batı kültüründe doğdular, yetiştiler. Ancak bu onların hakikati bulmalarına, İslam dini ve medeniyetini tanımalarına ve tanıtmalarına mani olamadı.

Dârü'l-İslâm topraklarında doğmuş olmanın bize sağladığı kolaylık nedeniyle rehavet içindeyiz. Yıllar önce Mehmet Akif Ersoy, "Safta emeksizce yaşamak, çalışmaksızın amacına erişmek hakkını, böyle bir ümidi kim veriyor?" diye sormuştu. Başka bir inançtan Müslümanlığa geçen kişilerin hikâyelerindeki mutluluk ve kendilerince İslam'ı anlatışlarındaki tat karşısında sahip olduğumuz kıymetin farkına varıyoruz. Müslüman olduktan sonra tebliğ yazıları ve konferanslarıyla İslam'ı anlatmaya çalışanlarda Sezai Karakoç'un şu mısralarını görüyoruz: "İslâm bir sevinçti kaplardı içimizi."

Son yıllarda iletişimin artmasıyla daha çabuk haber aldığımız ihtida haberleri yüz güldürüyor. Spordan siyasete, edebiyattan sinemaya, sahne dünyasından akademiye birçok ünlü isim İslâm'la şerefleniyor. Bu yazıda İslam düşüncesi alanında metinler üreten ve sonradan hidayete eren belli başlı isimleri anacağız.

Gelenekteki hakikat avcısı: René Guénon

Modernlik ve gelenek arasındaki ayrıma dikkat çeken René Guénon, Gelenekselci Ekol'ün (Tradisyonalizm) en önemli temsilcilerinden biridir. 1886 yılında Fransa'da dünyaya gelir, katı bir Katolik ailede büyür. Matematik, felsefe, edebiyat eğitimi aldıktan sonra o dönemin diğer araştırmacıları gibi Çin, Hindistan, İran ve Mısır'daki din algısı ve ezoterik gelenekleri üzerinde keşiflerde bulunur. İnanç olarak nasıl bir tercih yapacağı herkes tarafından merak edilirken 27 yaşında, tanınmış bir yazar olarak İslam'a ihtida ederek Abdülvâhid Yahya ismini alır. İsviçreli ressam İvan Gustav Aguéli vasıtasıyla Şeyh Abdurrahman Eliş el-Kebîr ile tanışması buna vesile olur. Fransa'daki artan baskılar sonrası 1930'da Mısır'a geçer ve vefatına kadar Kahire'de münzevi bir hayat yaşar. Öyle ki yazılarını seven bir okuru, yan komşusu olan Şeyh Abdulvâhid Yahya'nın gerçekte René Guénon olduğunu yıllar boyu anlayamaz. Burada Martin Lings ve Frithjof Schuon ile de görüşür.

16. yüzyıldan bu yana Avrupa'nın içinde bulunduğu durumu dini hassasiyetten uzak, bireyci, maddeci, bilginin değersiz görüldüğü bir "karanlık çağ" olarak tanımlar. İslâm başta olmak üzere asırlık dini geleneklerdeki hakikatin kıymetine dikkat çeker. Manevi bir arınma ve terbiyenin gerekliliğini vurgular. Batı uygarlığının modern bunalımdan kurtulma reçetesinde; gördüklerimizin ötesinde bir hakikat evreni ve hikmet ihtiyacı vardır. Eylem karşısında bilginin üstünlüğünü savunur. Bahsi geçen asırlık dini geleneklerdeki hakikati bir araç olarak kullanır. Doğu'nun geleneksel öğretilerinin Batı dünyasında tanınmasında önemli bir rol üstlenir. Sahte maneviyat eğilimleri konusunda insanlığı uyarmaya gayret eden Guénon, Batı'daki birçok ihtida hikâyesine vesile olur. Ülkemizde de yayınlanan Modern Dünyanın Bunalımı, Doğu ve Batı, Varlık Mertebeleri kitaplarına imza atar.

Sanat ile iktisat arasında bir garip: Abdülkadir Es-Sufi

İskoçya'da dünyaya gelen (1930) Ian Dallas; gazeteci, senarist, oyuncu, yazar olarak tanınır. İngiliz televizyonlarında senaryosunu yazdığı diziler gösterilir, İtalyan yönetmen Federico Fellini'nin filminde oynar. Eric Clapton başta olmak üzere Londra'nın önde gelen sanatçılarıyla diyalog halindedir. 1967'de Fas'a gider ve bir Ramazan günü İslam'la müşerref olur. Yeni kimliği Abdülkadir es-Sufi ile arayış peşindeki Batılı ruhları İslâm'a davet için çalışır. Bu amaçla enstitü, yayınevi kuran, cami yapımında öncü olan es-Sufi, 1976 yılında İslam'ı kabul etmiş müritleriyle birlikte Norwich'te bir "Müslüman Köyü" kurar. 1978'de ise İspanya merkezli Murabitun Hareketi'ni kurup zekât, sadaka, ticaret konulu çalışmalar yürütür. Geçtiğimiz yıl 91 yaşında aramızdan ayrılır.

Türkiye'de İsmet Özel çevirisiyle okura ulaşan Gariplerin Kitabı'nın yanı sıra Yarınki İslam, Yüz Basamak, Muhammedi Yol, Ayetlerden İşaretler kitaplarını yazar. Kur'an ve Sünnet'i, İslam devlet düzeninde temel sayar. Özden uzaklaşan insanın, dünyadaki mevcut kargaşa ortamına sebep olduğunu öne sürer. İktisat yazılarında ise İslami bankacılık ve İslami para birimi konularına değinir. Dünya geneline yayılan kapitalist ve sosyalist arayışlara karşılık Sırat-ı Müstakim'i işaret eder.

İslamofobiyi çürüten Peygamber sevgisi: Annemarie Schimmel

Dinler tarihi ve tasavvuf alanında çalışmaları bulunan Annemarie Schimmel, üniversitenin Şarkiyat bölümünde okuduğu sırada İslam sanat tarihi, hüsnühat, Arapça, Türkoloji dersleri alır. Arap filolojisi ve İslamî ilimler alanında doktorasını tamamlar. II. Dünya Savaşı sonrasında akademide H. H. Schaeder ile tanışır ve onun tavsiyesiyle Mevlana'yı keşfeder. Onun etkisiyle Ney'in Nağmeleri adlı kitabı kaleme alır. Kitap, Hermann Hesse tarafından takdir edilir. 1952'de İstanbul'a gelip çeşitli şair ve yazarları tanır, bazı dergilerde Cemile Kıratlı müstearıyla yazılar yazar, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde ders verir. İstanbul ve Amerika sonrası döndüğü Almanya'da 2003'te 81 yaşında hayatını kaybeder.

Annemarie Schimmel; Yunus Emre, Hallâc-ı Mansur, Mevlânâ aracılığıyla Batı'da yükselen İslamofobiyle mücadele eder. Hz. Muhammed'in örnek alınıp kardeşlik ve eşitlik öngören niteliklerini anlatabilirsek İslâm'ın doğru anlaşılabileceğini anlatır. Annemarie Schimmel Batılı çevrelerin alaycı eleştirileri karşısında Peygamber sevgisini yüceltmekten ve O'nun kıymetini anlatmaktan geri durmaz. İslâm dinini, tarihini ve sanatını tasavvuftan hareketle Avrupa'ya anlatmaya çalışır.

Yasaları değiştiren anne: Aminah Assilmi

1945 doğumlu Janice Huff, Protestan vaiz olarak faaliyetler yürütüyordu. Hristiyanlığı anlatmak ve daha rahat tanıtabilmek için katlandığı(!) tiyatro kulübündeki Arap öğrenciler vesilesiyle Kur'an'la tanışır. Hristiyanlaştırmak istediği Arap öğrencilerle daha rahat iletişim kurabilmek için İslâm'la ilgili araştırma yapmaya başlar. Kur'an tercümesini okudukça notlar alır, farklı kaynaklarla Müslümanlık üzerine okumalarını genişletir. İslam araştırmaları onu çevresinden ve en önemlisi evinden, ailesinden uzaklaştırır. 30 yaşında tek başına yaşamaya başlar. Bir gün Amerika Oclahoma'daki evinin kapısını çalan Abdülaziz eş-Şeyh ile aklındaki soruları, kalbindeki değişimi konuşur. Ayrıntılı ve derinlikli bir karşılık görür. 1977'de İslâm'a geçerek Aminah Assilmi adını alır. Önce eşini sonra işini kaybeder. Çocuklarının velayeti için mücadele eder ve onun sayesinde yasalar değişir. Artık hiçbir anne, dini inançları nedeniyle çocuklarından ayrı kalmayacaktır.

Başta ailesi olmak üzere çevresini İslâm'la tanıştırır. Ninesi 100 yaşında Müslüman olur fakat ihtidasını kabul edemeyen babası onu öldürmeye kalkışır, kız kardeşi akıl hastanesine kapatılması için başvuruda bulunur. Seneler süren çabası sonuç verir; babası, kardeşi, annesi, eski eşi ve çocukları ihtida eder. Aminah Assilmi, İslâm'ın milliyet ve kültürler üzeri bir üst kimlik olduğunu anlatır. Uluslararası Müslüman Kadınlar Birliği'ni kurup dünyanın farklı bölgeleriyle dayanışmayı sağlar. Müslümanlığı seçenler için eğitim merkezi kurar. Ramazan ve Kurban bayramlarının Amerika'da tanınması için görüşmelerde bulunur. Ufak da olsa bir sonuç alır ve Amerikan Ulusal Posta İdaresi 2001 yılında "Bayram Pulu" (Eid Stamp) basmaya ikna oldu. Yazılar ve konferanslarla İslam'a adanmış hayatı, 2010 yılındaki bir trafik kazasında son bulur. Çocukları ve kurduğu birlik bugün onun gayretini sürdürüyor.

Siyonizm karşıtı adalet mücadelesi: Roger Garaudy

Katolik bir aileye mensup olarak doğar ve sonrasında komünist görüşleri savunur. Bu görüşler doğrultusunda akademide bir hayli yol kat eder. Hareketli, zeki ve sorgulayıcı biri olan Garaudy, Komünist Parti'nin çeşitli tutumlarına karşı çıkar. Katoliklik ve Marksizm arasında bir görüş teklif eder. Sonrasında yolculuklar ve konferanslarla geçen bir ömür geçirir. Farklı kültürleri ve inançları inceler. İslam ve İslam medeniyetinden etkilenir, 1982'de ihtidasını açıklar.

Garaudy'ye göre Batı, Rönesans'tan itibaren Allah inancından uzaklaşmış, merkeze insanı almış, bilimin her meseleye cevap verdiğine inanarak pozitivizme yönelmiş, parayı ve güçlü olmayı put haline getirmiştir. Ona göre Batı, tükettirmeye dayalı bir ekonomik sistem kurmuştur. Bu durumun dünyayı intihara sürüklediğini savunur. Batı zihniyetinin sebep olduğu başka bir sorunsa çevre kirliliğidir. Garaudy, alternatif enerji kaynaklarına dikkat çeker. Ayrıca terörist İsraillilerin Filistinlilere uyguladığı zulmü yüksek perdeden dile getirir, dünya genelinde iktisadi ve siyasi yönlendirmelerinden ötürü Siyonizm'e de eleştiriler getirir. Bu çıkışlar sonrası Garaudy yargılanır. Batı'nın ben-merkezci bakışına karşı çıkıp Allah'ın yok sayıldığı yönetimi, vahşi ekonomik yöntemi, bloklaşma siyasetini reddeder. Sistemin sonucu olan gelir adaletsizliği ve eğitim eşitsizliğinde ezilen zayıf ülkeleri savunur. 1913-2012 arasında yaşamış olan Garaudy, Batı medeniyetinin içine düştüğü derin boşluğu 50'ye yakın kitabında anlatır ve İslam ülkelerinde hayli şöhret kazanır.

Kuran'ı kendi diline tercüme eden ilk İngiliz: Muhammed Pickthall

Marmaduke Pickthall muhafazakâr bir papazın oğlu olarak hayata Londra'da gözlerini açar. İki kız kardeşi de rahibedir. Babası ve dedesinin izinden giderek papaz olur. Edebiyat, astronomi ve tabiat bilgisi alanında da eğitim alır ki tabiat ilgisi İslam'a giden yolda ona bir kapı açacaktır. Görevli olarak Filistin'e gitmeden önce Mısır'da Arapça öğrenir. Binbir Gece Masalları'na benzettiği Şam, Halep, Kahire ve Kudüs'te İslâm'a yakınlık duymaya başlar ve şu notu yazar: "Bu insanların biz Avrupalılardaki gibi zengin olma, yaşama hırsı ve ölüm korkusu gibi endişeler taşımadıklarını hissettim."

İngiltere'ye döndükten sonra Osmanlı'da isyanlar başlar. Müslümanların Ortodoks papazlar tarafından öldürülmesini Hristiyanların bir zafer gibi kutlamalarına anlam veremez. Batı'ya bakışı değişmeye başlar. Toprakları parçalanma sürecine giren Osmanlı'nın bağımsızlığı lehinde yazılar yazar, Türk dostu olarak Batı toplumunda Müslümanlara lanetli gözüyle bakılmasına karşı çıkar. Bir süre Erenköy'de yaşar, İttihatçı kanaat önderleriyle görüşür. Binlerce Müslüman'ın Bulgaristan'da katledilmesine karşılık Kara Haçlı Seferi kitabıyla Müslümanları müdafaa eder. 1917'de bir konferansta Müslümanlığı kabul ettiğini duyurur ve Muhammed Marmaduke Pickthall olarak tanınır.

Hintli Müslümanların talebi doğrultusunda Kur'an'ı İngilizceye tercüme eder. Bu, ana dili İngilizce olan bir Müslüman tarafından hazırlanmış ilk mealdir. Pickthall'in düşüncelerinde iki faktör, din ve tabiat sevgisi önemli yer tutar. Bu sebeple Ortadoğu'ya gittiğinde önce dinleri karşılaştırır, tabiata ve insana en uygun din olarak gördüğü İslâm'ı kendine daha yakın hisseder. Sanayi devriminin çevreye ve insana yaptığı olumsuz etkiler üzerinde ilk duran kendisi olur. Kalbini İslâm'a açan Pickthall, Avrupa Barışı söyleminin bir sanrı olduğu görüşündedir. 1936'da vefat ederken ardında Doğu'yla Karşılaşmalar, Balıkçı Said, İslam Medeniyetinin Dinamikleri adlı kitapları kalır.

BİZE ULAŞIN