Pedofilinin kökleri

Pedofilinin kökleri
Giriş Tarihi: 6.12.2016 15:50 Son Güncelleme: 6.12.2016 15:50
Zeynep Temizer Atalar SAYI:30Aralık 2016
Eğer ağacın köklerinin, çok erken dönemlerden itibaren toprağa doğru yol aldığını söylüyorsak, o zaman bir kız çocuğunun erken evlilik konusunda neden rıza gösterdiğinin, ya da neden kendini koruyamayıp istismarı kabul eden bir yapıda olduğunun dinamiklerini, yaşamının ilk yıllarında aramak gerekir.

Yazmaya başlarken belki de en zorlandığım konulardan biri; pedofili diye tanımladığımız, çocukların yetişkinler tarafından istismar edilmesi anlamına gelen suç eylemi. Gerçekten bu konuda bir şeyler yazmak çok zor. Çünkü içinde öfke var, çaresizlik var, hüzün var, acı var…

Anayasamız 18 yaşından küçük her bireyi 'çocuk' olarak tanımlar. Zaten yeri geldiğinde ilgili yasa tekliflerinde bu yaştaki kişiyi anlatırken de 'küçük' ibaresi kullanılmıyor mu? Evet, çocuklar yetişkinlerin desteğine ihtiyaç duyarlar, yetişkinlerin rehberliğiyle kendilerini tanır, yollarını bulurlar. Bu nedenle değil midir 18 yaşından küçük bireylerin oy kullanamaması? Çünkü henüz algıları, dünya görüşleri, duyguları, mantıkları tam anlamıyla oturmamıştır. Böyle önemli ve ciddi konularda sağlıklı karar veremeyebilirler.

Gerek dünyada gerekse ülkemizde giderek artan bir çığlık haline gelmeye başladı pedofili konusu. Cinsel taciz, istismar, tecavüz vakalarını artık eskisinden daha fazla duyar, görür olduk. Belki bunda ilerleyen teknoloji ve olaylardan anında bilgi sahibi olabilme gücümüz de etkili oluyor. Yani artık kafamızı kumdan çıkarmamız için çok daha fazla sebep var!

Pedofili şöyle tanımlanır: "Yetişkin bir kimsenin ergenlik öncesi çocukları veya ergenliğe girmişleri cinsel açıdan çekici bulması ve cinsel eğiliminin çocuklara yönelik olmasına neden olan psikoseksüel rahatsızlık."

Buradan benim çıkardığım sonuç şu: 18 yaşını geçmiş ve yetişkin olarak değerlendirilen her birey, herhangi bir sosyal ya da kültürel bağlayıcılığa dayanarak, 18 yaşından küçük başka bir bireyden cinsel anlamda faydalanamaz! Eğer buna yönelik herhangi bir eylemde bulunursa, hastadır; cezalandırılması ve/veya tedavi edilmesi gerekir.

Yakın zamanda ülkemizin gündem maddelerinden biri de bu konu oldu. Çocuk yaşta yapılan evlilikleri ve bu nedenle yapılmış cezai işlemler sonucu hapis yatmak zorunda kalan erkekleri kurtarmak, yaşanan 'mağduriyet'i gidermek amacıyla, yapılan işlemi meşrulaştırma çalışmalarını tartıştık.

Kimisi bunun kabul edilemez bir suç olduğunu, kimisi caiz olduğunu ve dolayısıyla tartışmaya gerek olmadığını, kimisi ise çocuğun da rızası varsa makul olabileceğini, söyledi. Peki, bir çocuğun böyle bir şeye nasıl rızası olabilir?

14-15 yaşlarında bir kız çocuğu düşünelim. Annesi babası tarafından zorla başka biriyle evlendirilmiş olma ihtimalini dışarda tutarak, ki böyle bir durumu düpedüz taciz, istismar ve tecavüz gibi kavramlarla birleştirmek mümkün olabilir, kendi arzusuyla sevdiği adamla evlenmek istediğini belirtsin. Bu durumun kabul edilebilir olması ya da olmaması ayrı tartışma konuları olabilir ama gelin bu ihtiyacı anlamaya çalışalım.

Ne çocuk ne yetişkin

Bir sosyal bilim olarak psikoloji, kökleri toprağın metrelerce altına girmiş, girerken birbirine dolanmış, dolandıkça karışmış ama karıştıkça da bir o kadar güçlenmiş bir ağaç gibidir. Yani hangi duygunun nereden geldiği, kişiyi nasıl beslediği, kuşaklar arası aktarılan kodlarla, oluşturulan kişilik yapısıyla, çevresiyle ve yaşadıklarıyla şekillenir. Dolayısıyla özneldir. Hep sorulan "Şunu yaşıyorum ne yaparsam geçer?" sorusu vardır ya; işte o sorunun cevabı bu nedenle kişiye, sahip olduklarına, biriktirdiklerine, yaşadıklarına göre değişir.

İnsanın sahip olduğu bu ağacın ilk kökleri, ebeveynlerinin geçmişten taşıdıkları, onun hakkında düşündükleri, hayal ettikleri ve beklentileriyle, toprağının derinliklerine doğru yol almaya başlar. Yaşanan her olay karşısında çocuğun şahit olduğu tepkiler, onun yeni köklerle yeni yollara doğru devam etmesini de sağlar. Kendini ifade edebilecek cesareti bulur ya da bulamaz, kendini değerli bir varlık olarak algılar ya da algılayamaz gibi.

Ergenlik dönemi ise kişiliğin yeniden yapılandığı, bu köklerin kendine yeni ve daha güçlü yollar bulabilmesi için ikinci bir şans dönemidir. Dolto ergenliği, 'ikinci bir doğum' olarak tanımlar. Ayrıca ergenlerin, bebekler gibi kırılgan, dayanıksız, zayıf ve savunmasız olduklarını da belirtir. Eğer yaralanırlarsa bu yaranın izini tüm yaşamları boyunca taşırlar der.

Bu dönemde kendilerini ne çocuk ne de yetişkin gibi hissederler. Kollarının, bacaklarının daha hızlı uzaması ama vücudunun bu hıza ayak uydurmakta zorlanıp sakarlık yapması gibi, ruhları da yetişkin gibi olmaya, yetişkin gibi hissetmeye meraklansa da duyguları çoğu zaman yanıltıcı olur. İşte bu dengesiz duygularla çok daha kolay yaralanır ve bu yaraların izlerini ömür boyu yaşamak zorunda kalabilirler.

Eğer ağacın köklerinin, çok erken dönemlerden itibaren toprağa doğru yol aldığını söylüyorsak, o zaman bir kız çocuğunun neden böyle bir konuda rıza gösterdiğini, ya da neden kendini koruyamayıp istismarı kabul eden bir yapıda olduğunu, yaşamının ilk yıllarında aramak gerekir.

Bir çocuk;

• Ebeveynlerinin yanında kendine ait bir alan oluşturamadığını hissediyorsa,

• Yemek istemediği halde fikri, tercihi sorulmadan zorla yediriliyorsa,

• Giymek istemediği halde zorla anne babasının uygun gördüğü kıyafetleri giymesi konusunda zorlanıyorsa,

• Aldığı kararlar anne babası tarafından onaylanmıyor, saygı duyulmuyorsa,

• Odasına kapısı çalınmadan giriliyorsa,

• Eşyaları izni, onayı olmadan karıştırılıyorsa,

• Duygularını ifade etmesine, yeri geldiğinde kızmasına yeri geldiğinde üzülmesine, ağlamasına ya da yeri geldiğinde kahkahalarla gülmesine izin verilmiyorsa,

• Dört-beş yaşlarına gelmiş olsa bile hâlâ ebeveynleriyle aynı yatağı paylaşıyorsa,

• Yaptığı davranışlar sonucunda sık sık eleştiriliyor, beğenilmiyorsa,

• Kuralları ebeveynlerinin koyduğu bir düzen içinde onların istediği şekilde yaşamak zorundaymış gibi hissediyorsa,

• Çok basit kararlar alırken bile yine de ebeveynlerinin onayına, onların arzularına göre hareket etme ihtiyacı duyuyorsa,

• Kısaca sınırlarını oluşturamıyor, bu sınırlar anne babasının beklentileriyle sürekli birbirine karışıyorsa, bir şekilde istismar ediliyor, duygusal tacize uğruyor denebilir!

Peki ama bu kimin hayatı?

Her anne baba, oldukça iyi bir niyetle çocuğu için en iyisini, onun sağlıklı büyümesi, başarılı ve sosyal bir kişi olması için elinden ne geliyorsa yapmaya çalışır. Fakat bu durum, ebeveynlerin çocukluklarının, kendi çocuklarıyla karışmasına da neden olur. Kendi yapamadıklarını, çocuklarının tercihi olup olmadığına bakmadan, onların yapmasını isterler. "Ben okuyamadım, sen oku, ben yapamadım, sen yap" larla geçmeye başlar hayat. Peki ama o zaman bu kimin hayatı olur? Çocuklarımızın, yaşayamadığımızı düşündüğümüz çocukluğumuzun telafisi için verilmiş ikinci bir şans olduğunu da nerden çıkarıyoruz? Evde sürekli bir öğretmen önlüğü giyip, çocuğun yaptıklarını, yapamadıklarını özellikle arayıp bularak yüzüne vurmak da çocuğu evden, ailesinden uzaklaştırır. Çünkü çocuğun ihtiyacı olan tek şey, ailesi içindeki yerini görmek, o yerde sevildiğini ve kabul edildiğini bilmek ve orada kendini belli oranda özgür hissetmektir aslında. Bunun aksini hissettiği yerden kendine; onu daha güzel, daha başarılı, daha sevilir, daha özel hissettirecek başka gruplar, başka adamlar, başka kadınlar bulmak için ayrılır.

14-15 yaşlarında bir kız çocuğu, o yaşa gelene kadar ailesi içinde kendini özel ve değerli hissetmişse, ebeveynleri tarafından, ne yaparsa yapsın hep sevildiğini görüyorsa, annesiyle zaman zaman çatışsa da yine de onun sevecenliğini, şefkatini hissediyorsa, babasıyla yakın ama içinde belli bir mesafeyi de içeren bir ilişki kurabilmişse, kendinden büyük adamlarla, o yaşta, yuva kurmak gibi, sorumluluğu yaşını fazlasıyla aşan bir konuda rıza göstermez! Kendine göz kırpan ilk erkeği, ona daha güzel şekerler vereceğini söyleyen kişiyi hayatına kolayca dâhil etmez!

14-15 yaşlarında bir erkek çocuk, o yaşa gelene kadar ailesi içinde kendini özel ve değerli hissetmişse, ebeveynleri tarafından ne yaparsa yapsın hep sevildiğini görüyorsa, annesiyle yakın ama belli bir mesafeyi de içeren, şefkatli, sevecen bir ilişki kurmuşsa, babasıyla zaman zaman çatışabildiği, öfkesini saygı sınırlarını aşmadan ifade edebildiği ve babası tarafından cesaretlendirildiği bir ilişki kurmuşsa, kötü niyetli yetişkinlere karşı da kendini, bütünlüğünü korur!

Eğer bir çocuk kendi sınırlarını koruyamıyorsa, bir başkası tarafından istismara açık ve savunmasız bir halde kalıyorsa, o zaman durup düşünmesi gereken kişiler yetişkinlerdir!

BİZE ULAŞIN