Ahmet Ağırakça: BİZİM TOPLUMUMUZ ARTIK NE BABAERKİL NE DE ANAERKİL…

BİZİM TOPLUMUMUZ ARTIK NE BABAERKİL NE DE ANAERKİL…
Giriş Tarihi: 5.7.2024 12:28 Son Güncelleme: 5.7.2024 12:29

Günümüz dünyasında her ne kadar olabildiğince tersine bir biçimlendirme oluşsa da hâlâ erkek ya da baba deyince benim aklıma düşen kimi anlamlı imgeler ve kavramlar var: Ekmek, alın teri, palto, kavvam ve muteber gibi… Belki yüzyıllar önce de benzer noktalara gelindi bilemiyorum ama bana kalırsa dünya genelinde erkeğin ve kadının konumu tüm zamanların en düşük seviyesinde. Bu seviye elbette kendiliğinden gelişen bir sürecin sonucu olamaz. Öyle ya da böyle gelinen yer özellikle bizim gibi aileyi toplumun merkezinde konumlandıran toplumlar için endişe uyandıracak bir boyutta.

Akademik olarak bu meselelere kafa yoran, çalışmaları sadece literatürde birer veriden ibaret olan, alanında yetkin insanların eylemsizliği de ayrı bir problem olarak kenarda duruyor. Diğer yandan bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyenlerin yılanın nereye, ne kadar dokunduğundan bihaber yaşıyor olmalarını gerçekten endişeyle izliyorum. Geldiğimiz bu yer için kadınlar ve erkekler olarak davranışlarımızı gözden geçirmemiz gerektiğine dair şöyle sıkı şeyler söyleyecek, evet, tabir-i caizse gıkını çıkarabilecek isim arayışım devam ediyor. İstiyorum ki erkekler de en az kadınlar kadar cinsiyet rollerine sahip çıkıp, ailenin değişen sosyolojisine dair koruyucu bir duyar geliştirebilsinler. Evet, bir cemreyle bahar gelmez ama baharın gelişini de bir cemre müjdeler.

Örneğin kadınlar için gitgide yok olan cam tavanın erkekler açısından yükselişte olduğunu söylemek şaşırtıcı bir analiz değil artık. Tavşanın deliğine giren Philip Zimbardo'ların artması temennisiyle Prof. Dr. Ahmet Ağırakça'nın kapısını çalıyorum. Ağırakça, İslami hareket ve düşünce noktasında Türk toplumuna büyük katkılar sağlamış bir isim. Bunu muhakkak yazın, diyor bana. "Vefat eden bir dava adamı, 'Biz ümmetin çocuklarıyla ilgileneceğiz diye çocuklarımızı ihmal ettik' dedi bana aşağı yukarı 41 yıl önce. O gün kendime geldim. Bu bilinçle hareket edemeyen sayısız adam oldu…" Ömrünü ilim, irfan ve eylem üçgeninde geçirmiş Ağırakça'nın yukarıda bahsettiğim meselelere dair neler söyleyeceğini merak ediyorum. Hoca oldukça dertli. Bunu daha röportaj teklifi için kendisine ulaştığım telefon görüşmemizden anlıyorum.

Küresel ölçekte aile ve evlilik yaşamlarının hızlı bir değişim içine girişiyle, Türk aile yapısının bu değişimlerden ne ölçüde etkilendi?
Resulullah aleyhisselatu vesselam "Sizin en hayırlınız ailesine en hayırlı olanlarınızdır" diyor ve bu hitabı erkeklere yapıyor. Erkeğe yüklenen görevler vardır. Bir tarafta da hanıma yüklenen görevler vardır. Hazreti peygamber aleyhissalatu vesselamın aile yapısına baktığımız zaman orada 9 hanımı idare eden bir erkek vardır. Aynı zamanda eşlerine son derece bağlı 9 hanım vardır ve her birinin hukuku bellidir. Ama Resulullah aleyhisselatu vesselam buna rağmen "Rabbim, beni Aişe konusunda sorguya çekme" diyor. Burada bir aile profili var. Nasıl bir aile profili? Erkekler aileleri üzerinde yöneticidirler. Allah böyle bir görev vermiş erkeğe. Yönetici demek, diktatör demek değildir. Yönetici demek, evirip çeviren demektir.

Ailenin bütün ihtiyaçlarını yerine getiren, bunun için gayret eden kişidir. Erkeğe aynı zamanda çocukları yönlendirme ve eğitme görevi verilmiştir. Hz. Peygamber bu konuyla ilgili olarak şöyle buyuruyor: "Öyle günahlar vardır ki bu günahları namaz, oruç, hac, zekât silip atmaz. Bu günahları silen bir husus vardır. O da bir erkeğin kendi çoluk çocuğunun, ailesinin nafakasını temin etmek üzere çalışması ve bunun için alın teri dökmesidir." Bu bir sorumluluk ve mükemmel bir ikandır.

Özellikle İslam toplumunda Müslümanların kendine has bir aile yapısı vardır. Bu aile yapısı birkaç özellik üzerinde bina edilmiştir. Bana kalırsa en önemlisi saygıdır. Saygı aileyi koruyan ve gerçekten de ayakta tutan bir şeydir. Aile yapımız son derece sevgi, saygı üzerine bina edilmişken ve boşanmalar neredeyse sıfır noktasına yakınken son yıllarda çok kötü bir noktaya geldi. 19. Yüzyılın ortalarından itibaren ortaya çıkan Siyonizm hareketi dünyayı ifsat etme üzerine kuruldu. Aileyi yok etmenin ilk yolu kadını elde etmekten geçiyordu. Kadını değiştirirlerse, aile yapısını da değiştirmiş olacaklardı ve maalesef bunu başardılar.

Bu değişimin başarısı sadece kadınlar üzerinden olmuş olamaz ama değil mi hocam?
Biz gözümüzü açtığımız zaman bizim çevremizde namaz kılmayan kimse yoktu. Kendi iş yerimizde annemiz, babamız dedemiz, komşularımız. Herkes namaz kılardı. Kimler namaz kılmazdı? İçki içenler namaz kılmazdı mesela. Türkiye'de erkeği de kadını da içine alan bir sistem oluşturuldu. İçki, kumar, fuhuş normalleştirildi ve anneyle babayı birbirinden uzaklaştırdı. Bu profilde bir baba ya da anne nasıl aileyle ilgilenecek? Bu ve benzer sıkıntıları gidermenin yolu Müslüman olmaktan geçer. Allah'a itaat eden bir kul çocuklarını da hanımını da istikamet üzere yönlendirir. Aile ifsat edildi. Bugünkü eğitim sistemimizde aileye dair herhangi bir çalışma yapılmadı. Okullarda, bizim imam hatip okulları dahil, maalesef anne ve babaya karşı saygının nasıl düzeyde olması gerektiğine dair bir şey yok.

Aileyle ilgili yapılan şeyler bana kalırsa çok kabukta şeyler. Böyle tamamen İslam'dan uzak bir aile anlayışı oluşunca ister istemez baba bir tarafa anne bir tarafa düştü. Bu tipler evlenseler bile birbirlerine uyum sağlayamıyorlar. Erkeğin kadına, kadının erkeğe tahammülü kalmadı. İzlenen dizi, filmlerle maalesef kötü bir aile yapısı resmediliyor. İnsanoğlu beşer olarak hata işleyebilir, bu hatayı erkek de yapabilir, kadın da yapabilir ama bu hata karşısında, gerçekten çok büyük bir hata değilse, yıkıcı olmadan tamir cihetine gitmek gerekir. Nitekim Allah, sulhun hayırlı olacağını buyuruyor.

Bunun yanında da aranızdaki fazileti unutmayın diyor. Aile, evlendik ama her an boşanabiliriz anlayışı üzerine bina ediliyor. Allah'ın en çok hoşuna gitmeyen helal boşanmadır. Allah gazap ediyor buna. İslam belli durumlarda boşanmaya müsaade eder. Durup dururken, sadece anlaşamadık gibi basitliklerle evlilikler yıkılmamalı. Allah korkusu, ahlak, aile yapısı, iman, tevhit inancı, Allah'ın vahdaniyeti, Allah'a itaat, Kuran-ı Kerim'e bağlılık, Kuran-ı Kerim'in ahkâmı öğretilmedikten ve yaşanmadıktan sonra aileyi kurtaramayız. Ne erkek erkekliğini yapabilir, ne kadın kadınlığını.

Hocam şuraya gelmek istiyorum. Tamam değişen bir dünya ve kaçınılmaz olarak değişen bir Türkiye var. Ancak bizim toplumumuzda özellikle değişim kavramı, pek de iyi yönde bir değişim değilse hele, tamamen kadınlar üzerinden okunuyor ve tartışılıyor. Örneğin "başını açan erkekler" değil de "başını açan kadınlar" konuşuluyor. Halbuki oransal olarak belki tersi çok daha fazla. Ne dersiniz, "başını açan erkekler"i konuşalım mı biraz?

Bu son derece önemli ve güzel bir tabir. Oldukça hoşuma gitti. Başını açan erkekler, yani başıbozuk erkekler. Biz inanç ilkelerimize bağlı kalan insanların dik durması ve hayatlarını bu istikamette yürütmeleri gerektiğine inanıyoruz. Erkek mevcut trendlerden etkilenerek aileyi ihmal ederse, namaz kılmaz ya da ihmal ederse, cumaya dahi gitmezse ailede çöküntü olur. İslam insanların mutlu bir hayat sürmeleri maksadıyla indirilmiş bir şeydir, bir hükümler manzumesidir. Cenabı Allah insanlar rahat etsinler, mutlu olsunlar diye aile kurmalarını emretmiştir. Allah Hz. Adem'i yarattıktan sonra başka türlü bir hayat kurdurtabilirdi ona ama Hz. Havva'yı yarattı, birbirlerini tamamlasınlar diye. "Siz onlar için bir örtüsünüz, onlar da sizin için bir örtüdür." Bu örtüden kasıt ne? Birbirlerini kollayan, işte kadın başını açtığı zaman erkeğin, "başını açmasının sebebi ben miyim" diye düşünmesi gerekmez mi? Bu kadın neden başına açıyor? Bence ilk sorumluluk erkektedir o anda. Demek ki eşinin başörtüsünü koruması noktasında gereken ihtimamı kendisi göstermemiş. Gerektiği gibi İslam'ı yaşamamış, İslami yaşantısıyla karısına örnek olamamış. Dürüstlüğüyle, ahlakıyla, ailesine, bağlılığıyla, aile içerisindeki insicamı çoluk çocuğuyla birlikte kuramamışsa o zaman sıkıntı erkektedir. Bu durumda ilkin başını açan erkektir.

Kadını ve erkeğiyle Türkiye'de namaz kılma oranı yüzde 21. Kanaatimce bu yüzde 21'in en azından yüzde 70'i kadın, yüzde 30'u ancak erkektir. Biz önce namazı kaybettik. Namazın müthiş bir koruyucu etkisi var. Neden günde 5 vakit kılmak üzere disipline edilmiştir? Çünkü kötülükten, ahlaksızlıktan, adaletsizlikten, münkerden, yanlışlık yapmaktan, zulmetmekten, haramdan alıkoyar.

Namaz kıldığı halde kötülük içinde yaşayanlar peki hocam?
Namaz kıldığı halde kişi kötülük içinde yaşıyorsa o kıldığı namaz değildir.

Buradan babalık kavramına gelmek istiyorum hocam. Aileyi, başı bozuk erkeği konuştuk. Diğer yandan baba da artık pek itibar görmüyor. Kültürün de toplum için koruyucu etkisi yok mu?

Toplumumuzda "Cennet annelerin ayakları altındadır" kültürü çok baskın. Ama "Babaya itaat Rabbe itaattir," hadisini unutuyorlar ve bu hiç gündeme gelmiyor. Bizim toplumumuz artık ne babaerkil ne de anaerkil bir toplum.

Babalık kavramı üzerinde duracak olursak, öncelikle baba görevlerini yerine getiriyor mu getirmiyor mu? Baba o ailenin yapısını korumak üzere bütün gayretini sarf ediyor mu etmiyor mu? Yoksa keyfine mi bakıyor? İşkolik bir biçimde işimle uğraşacağım derken ailesini ihmal edenler var. Herhangi bir ihmal ya da bahaneyle şayet baba akşam eve zamanında gelmez, hanımı ve çocuklarıyla ilgilenmezse, hanım da aynı şekilde sorumluluklarının bilincinde olmazsa o ailede hayır olmaz. Baba ana unsurdur. Aileyi, yuvayı kuran ise annedir. Aileyi kuran, gündüz yöneten annedir ama bu sorumluluğun 24 saati babadadır. Babanın sorumluluğunu bilmesi ve sorumluluğunu yerine getirmesi halinde aile saygı ve sevgi nezdinde korunur. Ha gayet tabii bir şekilde, babayla ev arasında zaman zaman kimi sorunlar olabilir. Ama bunun telafisi yine babaya düşer. Telafi etmeyi bilmeyen, sorumluluklarını yerine getirmeyen baba saygı görmez.

BİZE ULAŞIN