Saliha Erdim: SINIRLARIM VARSA ÖZGÜNLÜĞÜM VARDIR

SINIRLARIM VARSA ÖZGÜNLÜĞÜM VARDIR
Giriş Tarihi: 19.12.2023 12:11 Son Güncelleme: 19.12.2023 12:11

Sınır; bir şeyin oluşması, gelişmesi ve korunması için, gerekli alanı belirleyen işarettir. İnsan ilişkilerinde ise psikolojik bir yapıdır. Daha çok insan ilişkilerinde kullandığımız sınır kavramı, aslında hayatımızın içindeki her şeyde, o şeyin özgünlüğünün ve işlevselliğinin devamı için olması gereken bir kavramdır.

Sınır, içine aldığı, koruduğu şeyi başkalarından ayıracak, onun kendi gerçek yapısını ortaya koyabilmek için karışmaları, katışmaları ve alan ihlâllerini
ortadan kaldıracak, mecburi bir çizgidir, yerine göre duvardır. Fakat ihtiyaç olduğunda, gerektiği kadar o çizgiyi kaldırmak ve sonra yeniden belirgin hale getirmek, sınır sahibinin yani benim inisiyatifimdedir.

Bu durum, benim tercihimle ve olması gereken yerde, kendi yönettiğim sürecin bir parçası olduğunda, çök önemlidir ve çok işe yarar. Ben gerektiği
kadar sınırlarımı açar, gerektiği kadar müsaade ederim. Böylece, kendi alanım içinde kalmaya devam ederek, başkalarının ihtiyacını karşılar ve sınırlarının belirginleşmesine katkıda bulunmuş olurum. İhtiyaç kalmadığında yine kendi sınırlarımı koymaya başlarım.

Bu beni dağıtmaz, parçalamaz, iç bütünlüğümü bozmaz. Bilâkis, ben kendi helâl dairesi içinde ve özgürlüğümün bana izin verdiği ölçüde kendimin farkında olmuş, bilinçle hareket etmeyi tercih etmiş, bununla da kendi sınırlarını güçlendirmiş olurum. Çünkü esnek olmak kırılmaktan iyidir. Hem ihtiyacı giderir, hem kendimi korumuş hem de başkalarının sınırları içinde onların güçlü olmalarına katkıda bulunmuş olurum.

Sınır, haddini bilmektir

Bir meyvenin kabuğu onun sınırıdır, içindekini korur. Bir evin duvarları onun sınırıdır, içindekileri korur. Vücudumuz deri ile kaplıdır, bu bedenin sınırıdır, dış tesirlerden korur. Bir bahçenin de sınırı vardır. Bir duvar, işaret ya da bir çit ile başka topraklardan ayrılır.

Sınırım, benim hakkımın nereden nereye kadar olduğunu belirten işaretimdir. Burası, benim demektir. Eğer bu bir bahçe ise, istediğimi eker biçerim. Fakat herkesin bir bahçesi ve onunda da bir sınırı vardır. Ben onların çitini söker, kendi tarlama ilâve edersem çatışma çıkar. Israr edersem mahkemelik oluruz. Yığınla zaman israfı, enerji israfı, para israfı ve ilişkilerdeki güven zedelenmesi olur. Kırılma ve gücenme de cabası.

Kimi zaman, birilerinin sessizliği, aman kavga çıkmasın ilişkilerimiz bozulmasın diye korkup "dur" diyememesi, had aşmaya müsait olanlarda cesaret oluşturur. Bu cesareti bulanlar, sanki doğru bir iş yapıyorcasına sınırları ihlâl etmeye devam ederler. Şahsın gücünü tüketinceye kadar uğraşırlar.

Sınırları bozulduğu için, kimilerinin at koşturarak özgün alanını talan edenlere karşı içten kırılıp un ufak olan kişi, aslında ilişkileri korumuş olmaz. Hem kendisine haksızlık yapmış, hem had bilmeyenlere fırsat vermiş olur. Onları başkalarının da sınırlarını ihlâl edebileceğine ilişkin cesaretlendirir. Buna hakkımız yok. Çünkü haksızlık yapmamak kadar, yapılmasına müsaade etmemek de sorumluluklarımızın içindedir.

Zayıf bünye mikroplara açık davettir

Canlı organizmamızın bağışıklık sistemi vardır. Bünye ne kadar güçlüyse, mikroplara karşı o kadar dirençlidir. Bünye zayıfladığında ise, illâ dışarıdan mikrop kapması gerekmez. Zaten bünyede var olan mikroplar aktive olurlar. Yani bünyenin zayıflaması onları uyandırır ve harekete geçirir. Bir de bakmışız ki şahıs hasta olmuş.

En önemli tedavi aşaması, dışarıdan takviyelerden önce, içeriden şahsı güçlendirmekle olur. Bunların başında, şahsın iyileşeceğine inanması, kendisini sevip değer vermesi ve huzurlu olması gelir.

En güçlü bağışıklık, duyguların gücü ile oluşur. Kendi içinde bütünlüğünü koruyabilmiş insanların bünye dirençleri daha güçlü, baş etme gücü daha
yüksektir. Bu durum da mutlaka ve mutlaka sınırlarını koruması öğretilmiş bir şahısta görülür.

Sınırsız bahçe, her önünden geçenin ayak izini taşır

İçimizde her iyinin ve her kötünün kökenleri vardır. Ne tarafa doğru bilgi yoğunluğu olursa, bu duygu yoğunluğuna dönüşür. Duygu yoğunluğu ise, güçlü rüzgârların ağaçları belli bir tarafa doğru savurması gibi, bizi o tarafa yöneltir. Sürekli gördüklerimiz inandıklarımız olmaya başlar.

Biz kendi olmamız gereken alanın, sınırların ne olduğunu bilirsek, kendi gidişimizden, yanlış tarafa yöneldiğimizi anlarız ve hemen, bizi sınırları ihlâl etmeye doğru çeken unsurlardan uzaklaşma mücadelesine girişiriz. Eğer normalimizin ne olması gerektiği konusunda bilgimiz yoksa normal
ile normal dışı birbirine öyle bir karışır ki, içinden çıkamayız.

Biz bilinçli olarak bir tarafa yönelmeliyiz. Sınırlarımızı, bizim kendi alanımızdaki varlığımızı ve psikolojik bütünlüğümüzü korumak için koymalıyız. Sınır ihlâli yapanlara, usulüne uygun "hayır" diyebilmeliyiz.

BİZE ULAŞIN