Huda Fadil Naim/ Filistinli gazeteci
Gazze'de gazeteci olmak hafıza inşa etmektir
Sizi Gazze'de yaşanan zulmü dünyaya duyurmaya çalışan Filistinli bir gazeteci olarak tanınıyoruz. Gazeteci olma kararınızda, yaşadığınız acıların ve dünyanın İsrail'e karşı sessizliğinin nasıl bir etkisi oldu? Mesleğinizi sürdürürken sizi en derinden etkileyen anlar nelerdi?
Ben, Gazze'deki savaşları sahada takip eden bir gazeteci olarak, gözlerimle sayısız suça tanıklık ettim. Ailemin yirmiden fazla ferdini, onlarca arkadaşımı ve meslektaşımı bu saldırılarda kaybettim. Gazetecilik benim için sıradan bir meslek değil; bu, benim için kutsal bir görev. Gazze'den akademik eğitim için ayrıldım ama kalbim orada kaldı. Asla susmayı düşünmedim. Çünkü Gazze'nin dünyaya görünmesi, sesinin duyulması gerekiyor. Onun hikâyesini anlatmak, benim en temel görevim.
Filistin'de medya, bizim en güçlü silahımızdır. İsrail'in elinde küresel propaganda araçlarıyla donatılmış devasa bir makine varken, biz Filistinli gazeteciler en basit imkânlarla gerçeğin ilk savunucuları oluyoruz. Uçaklarımız yok, silahlarımız yok ama kelimelerimiz, fotoğraflarımız ve tanıklıklarımız var. Bazen bir kelime, bir fotoğraf bir silahtan daha etkilidir. Çünkü hakikati ortaya koyar, vicdanları sarsar ve insanları harekete geçirebilir.
Gazze'de bombaların altında haber geçtim, fotoğraf gönderdim. Her haber bir yardım çağrısıydı, her görüntü bir tanıklıktı. Gazetecilik burada sadece haber değil, hafıza inşa etmektir, suçları belgelemektir ve insanlığa "biz de insanız" demektir. Küresel medya çoğu zaman taraflı ve politik baskılar altında olsa da biz Filistinli gazeteciler bu duvarı yıkmaya çalışıyoruz. Küçük bir alanda, sınırlı imkânlarla bile olsa. Bazen sadece bir kare, bir fotoğraf, bir kalp vicdanıyla karşılaşır ve bir şeyi değiştirir.
Gazze'de savaş ve abluka gibi zorlu koşullar altında büyük bir direniş ve sabır gösteriyorsunuz. Bu metanetinizi neye borçlusunuz? Tüm zorluklara rağmen mücadeleye devam etme gücünü nereden alıyorsunuz?
Direncimizin kaynağı, Allah'a olan inancımızdır. Davamızın haklılığına olan derin inancımızdır çünkü başka bir seçeneğimiz yok. Direnmezsek yok oluruz. Ne evimiz, ne toprağımız, ne de onurumuz kalır. İşgalcinin amacı zaten bu: Bizi sadece öldürmek değil, varlığımızı tamamen silmek. Gücümüz Gazze halkından gelir. Evlatlarını şehit veren annelerden, enkazdan çıkan çocuklardan, yıkılan evlerine rağmen dimdik duran insanlardan. Ve şuna da inanıyoruz: Zulüm sürmez. Bugün bizi yalnız bırakanlar, bir gün aynı acıyı yaşar. Çünkü dünya dönüyor ve zalimin sonu her zaman hüsrandır.
Gazze'de yaşamak, her an ölümle burun buruna olmak ama yine de hayatı sevmeyi öğrenmektir. Hayata tutunmak, burada bir lüks değil, bir direniş biçimidir. Gazze'de eğitimine devam etmek, yazmak, nefes almak hatta gülmek bile bir meydan okumadır. Bu koşullarda yaşamak bana şunu öğretti: Güç bedenle değil, iradeyle ölçülür. Adaletli bir davanın yükünü omuzlayan biri, yıkılmaz. Her bombalanan ev, her veda, her çocuk mezarı bana insan olmanın ne kadar kıymetli ve ağır bir sorumluluk olduğunu hatırlattı. Peki, bu direniş bana en çok ne kazandırdı? Dava bilinci. Haklı olduğumu bilmek, kaybettiklerimin boşa gitmediğini bilmek. Bugün acı çekiyorum ama onurluyum. Bugün yalnızım ama haksız değilim. Bu, her şeyden değerli.
Mesleğimde beni en çok etkileyen anlardan biri, bir yakınım olan küçük bir çocuğun cansız bedenini hastanede bulmam oldu. O an kameramı bıraktım, onu kucağıma aldım ve babasına teslim ettim. Ya da şehit olan kardeşim Enes'in vedası… Her yeni vedada ilk acıyı tekrar yaşıyorum. En çok yakan ise, tüm bunları dünyaya anlatmama rağmen hiçbir yankı görememek. Bu sessizlik, bu ilgisizlik, kalbimi sızlatıyor.
Bugün dünyanın her yerinde, tıpkı sizin gibi, kendisini Gazze'nin sesi olmaya adamış pek çok Filistinli var. Peki, dünyanın dört bir yanındaki Filistinliler, Siyonizme karşı mücadelelerini nasıl sürdürüyor?
Evet, artık mücadelemiz yalnızca toprakta verilen bir savaş değil; aynı zamanda bir bilinç savaşıdır. İşgalin gerçek yüzünü dünyaya göstermek, yalan haberleri ve çarpıtılmış anlatıları ifşa etmek, bizim görevimiz. Dünyanın dört bir yanındaki Filistinliler bu davanın sesidir. Yazıyorlar, konuşuyorlar, belgeliyorlar. İsrail'in sahte anlatılarına karşı gerçekleri ortaya koyuyorlar. Çünkü İsrail, çocuklarımızın kanı üzerinden "büyük İsrail" hayalini kuruyor.
Tüm dünya bunun farkında ama umursamıyor. Artık bireysel kurtuluş peşindeki bir dünyadayız. Ama komşunun evi yanar ve sen bakmazsan, bir gün o ateş senin evini de yakar. Bugün bizler yazıyoruz, anlatıyoruz, belgeler sunuyoruz. Belki bugün kimse kıpırdamıyor ama bu kayıtlar bir gün dünya için birer delil olacak. Tarih için bir tanıklık olacak ve adaletin, gecikse de geleceğine inanıyoruz.
Bir diğer tarafta ise tüm dünyanın sessiz olduğunu söyleyemeyiz. Londra'da, New York'ta, İstanbul'da, Güney Afrika'da Gazze için yürüyen insanları gördüğümde içimde bir umut uyanıyor.
Biz yalnız değiliz. Gazze yalnız değil. Dünyada hâlâ kalbi bizimle atan insanlar var diye düşünüyorum. Bu yürüyüşler, belki siyasi olarak hemen sonuç vermez ama bizi insan olarak ayağa kaldırır. Onurumuzu besler. Bu destek, hükümetleri utandırır, politikaları uzun vadede değiştirir, sessiz kalanlara ayna tutar. Bir fotoğrafın, bir sözün yankı bulduğu yerlerde işgalin yalanları zayıflar. Bugün dünya bireysel kurtuluşun peşinde olsa da, bu hareketlerin toplumsal