Eda Gezmek: Efsaneden "büyük adam" illüzyonuna

Efsaneden büyük adam illüzyonuna
Giriş Tarihi: 17.09.2026 11:42 Son Güncelleme: 17.09.2026 11:42
Afrika kıtası, kahramana duyulan hayati ihtiyaç ile o kahramanların yarattığı kaçınılmaz düş kırıklıkları arasındaki gerilimin en yalın yaşandığı yerdir. Ülkelerinden sömürgeciyi kovan kahramanlar, zamanla kendi halkına zulmeder hale gelir.

Antik Yunan'da kahraman, insan deneyimini aşan, olağanüstü şeyler yapmış ve ardında ölümsüz bir iz bırakmış kimseleri ifade ederdi. Öyle ki bu figürlere, taşıdıkları vasıflar nedeniyle adeta tanrılara layık görülen bir tazim atfedilirdi. Başlangıçta savaşçı, cesur ve hayırsever özellikleriyle öne çıkan bu karakterlerin taşıdıkları sıfatlar, zamanla "olağanüstülüğün" getirdiği bir esneklikle genişledi. Alışılageldik ahlak kalıplarını kıran babasını bilmeden öldürüp annesiyle evlenen Kral Oedipus veya eski kocasından intikam almak için kendi çocuklarını katleden büyücü Medea gibi trajik figürler dahi bu sınıfa dâhil edildi. Ahlaken örnek aldığımız kimselere kahramanlık atfederken, zamanla bu sıradan insanı aşan bir cesaretin, trajedinin ve fenomenleşmenin adına dönüştü.

Peki, kahramanlara neden ihtiyaç duyarız? Çünkü kahramanlar üzerinden ideallerimizi tanımlarız. Kahramanlar özellikle zor zamanlarda cesaret, onur ve adaletin temsilcisi olurlar. Gençler iyi örnek arayışındadır. Kahramanlar, bu arayışın cevabı olarak görülür. Özellikle sömürgecilikle ve yabancı işgallerle parçalanmış, kimlik ve bağımsızlık mücadelesi veren coğrafyalarda kahraman özlemi derinleşir. Halklar yeniden ayağa kalkabilmek, kendi kaderini tayin etmek için kahramanlara, liderlere ihtiyaç duymuştur. Ancak unutulan şey şudur: kahramanlar melek değildir, hata ve günahtan ari değildir, mükemmel insan değillerdir. Bu unutkanlık, insanlığı her defasında hayal kırıklığına uğratır. Afrika kıtası, kahramana duyulan hayati ihtiyaç ile o kahramanların yarattığı kaçınılmaz düş kırıklıkları arasındaki gerilimin en yalın yaşandığı yerdir.

Efsanevi liderler

Başta belirtmekte fayda var, Afrika'da çıkan bütün kahramanlar her zaman hayal kırıklığı yaratmadı. Sayıları az da olsa kıtanın hafızasında silinmez izler bırakan istisnai isimler mevcut. Güney Afrika'da apartheid rejimine karşı direnen, ülkenin ilk siyahi devlet başkanı olan Nelson Mandela barış simgesi olarak görülen bir kahramandı. Mandela, hem liderliği süresince hem de sonrasında uzlaşma politikaları, siyasi becerileri, demokrasi ve insan haklarına bağlılığıyla itibarını korudu. Afrika'nın ilk bağımsız devleti Gana'nın (1956) başkanı olan Kwame Nkrumah da öncü liderler arasında yer aldı. Nkrumah hem egemen bir devlet başkanı olarak yeni sömürgecilik tehdidine dikkat çeken ilk lider olmasıyla hem de kıtanın birliğini savunan Pan-Afrikanizm fikirleriyle toplumsal hafızada olumlu yer edinen efsaneler arasında yer aldı. Afrika'nın Che Gueverası olarak bilinen, darbe ile başa gelse dahi halkçı uygulamalarıyla gönüllerde yer edinen, antiemperyalist Thomas Sankara da bugün hâlâ devrimci lider olarak alınıyor.

Burkina Faso'da göreve geldiğinden itibaren devlette büyük toplumsal ilerlemeler gerçekleştiren Sankara, yolsuzlukla mücadele etti ve başlattığı radikal reformlarla okuma yazma oranını yüzde 10'lardan yüzde 70'lere yükseltti. Eş zamanlı olarak, milyonlarca çocuğun aşılanmasını sağlayan halk sağlığı projelerini ve çölleşmeye karşı kitlesel ağaç dikme kampanyalarını başlattı. Yakın silah arkadaşı tarafından trajik bir şekilde suikasta uğradığında sadece 4 yıldır ülkeyi yönetiyordu. Kongo'yu Belçika sömürgeciliğinden kurtaran Patrice Lumumba ülkesinin kaynaklarının yabancı güçlerce sömürülmesine karşı mücadele eden iyi bir hatip olarak zihinlerde yer edinmişti.

Tanzanya'nın kurucu lideri ve bilge öğretmeni (Mwalimu) Julius Nyerere de lider olarak daha barışçıl bir yol izleyen ve hatta görevini de kendi isteğiyle bırakıp geri çekilmesini de bilen Afrika bağımsızlık mücadelesinin en önemli figürlerindendir. Afrika'da siyasette egemen oldukları sürece dimağlarda iyi olarak kalan liderlerin ortak özellikleri sömürüye karşı hem siyasi hem ekonomik bağımsızlık mücadelesi vermiş olmalarının yanı sıra kıtanın birliğini savunan Pan-Afrikanizm vizyonunu da inşa etmek istemeleridir.

Kahramanlıktan otoriterliğe

Yukarıda saydığımız ve belki burada bahsetmeyi unuttuğumuz pek azı dışında, Afrika'da kahramanlıktan "büyük adama" dönmüş niceleri de var. Siyaset biliminde kullanılan Büyük Adam Sendromu (Big Man Syndrome), kahramanlıkla başlayıp güç zehirlenmesiyle biten otoriterleşme sürecini ifade eden önemli bir kavram. Ulusal kahraman ilan edilen liderler, zaman içerisinde gücü kişiselleştirerek, kurumları zayıflatır ve devlet kurumlarını sadakat ve himaye sistemiyle yönetmeye başlar. Denetimsiz gücün verdiği kibirle bir zamanların kurtarıcısı, ülkenin geleceğinin sadece kendi varlığına bağlı olduğunu inanmaya başlar. Ülkelerinden sömürgeciyi kovan kahramanlar, zamanla kendi halkına zulmeder hale gelir.

Gerçekten de Afrika, bir yönüyle 'vazgeçilmez' olduklarını düşünen, koltuğu başkasına bırakmak istemeyen liderlerle dolu. Mesela Zimbabve başkanı Robert Mugabe, başlangıçta bağımsızlık savaşında ırkçı rejime karşı bir halk kahramanıydı. Beyaz azınlık yönetimine karşı savaşmış, ancak zamanla gücü ele geçirdikten sonra kendisi de beyaz azınlığı hedef alan radikal ve ırkçı politikalara başvurdu. 37 yıl koltukta kalan Mugabe, muhalifleri bastırdı, kişisel servetini artırırken ülkeyi ekonomik çöküşe götüren bir diktatöre dönüştürmesi bu sendromun klasiklerindendir.

Bu noktada, kahraman olarak sunulan en güncel ve çarpıcı örneği Burkina Faso'nun genç lideri Yüzbaşı İbrahim Traore'i görüyoruz. 34 yaşında 2022'de askeri darbeyle yönetime gelen Traoré Fransız askerlerini ülkeden çıkarması, doğal kaynaklarını millileştirmesi, Mali ve Nijer ile sömürgecilik karşıtı Sahel Devletleri İttifakı'nı kurmasıyla kısa sürede Afrika'nın en popüler figürlerinden biri haline geldi. Birçokları onu Thomas Sankara'nın doğal varisi olarak gördü.

Nijer, Mali, Çad ve Gine gibi Sahel ülkelerinde hemen aynı zamanda cunta rejimleri iktidara geçmiş ve hepsi de ekonomik popülist uygulamalar, anayasal manipülasyon ve muhalefeti bastırma gibi girişimlerde bulunmuşlardı. Traore de ülkenin altın madenlerini millileştirdi, altın işleme fabrikası kurdu, çiftçilere ücretsiz traktör dağıtarak övgüleri topladı. Bakanların ve milletvekillerin maaşlarını azaltırken, memur maaşlarına zam yaptı. Teknoloji alanında ilk elektrikli araç markası ve montaj fabrikasını hayata geçirdi. Darbeyle yönetimi devraldığından beri, Fransa ile diplomatik ilişkileri kesti, Fransız askerlerini ülkeden çıkardı ve ülkesinin güvenlik mimarisinde önemli değişiklikler yaptı.

Kurtarıcı, dönüştürücü, vizyoner, olağanüstü gibi isimlerin adının önüne eklendiği Traoré, çağdaşları arasında hayranlık uyandıran tek lider oldu. Ancak bu kahramanlık illüzyonunun hemen ardında, rasyonel bir gözlemle kolayca fark edilen otoriter bir cunta gerçeği yatıyor. Traoré yönetimi kısa sürede sivil yönetimi devre dışı bıraktı. 2026 yılının başında, siyasi partileri feshetti, ülke içinde faaliyet gösteren yüzlerce dernek ve sivil toplum kuruluşunun faaliyetini durdurdu.

Ülke nüfusunun çoğunluğunu Müslümanlar oluşturmasına rağmen, dinî özgürlükleri kısıtlayan ve ibadethaneleri devlet denetimine alan adımlar atıldı. Başkent Vagadugu'da bir camiyi kapatıp önde gelen Dr. Muhammed İshak Kindo gibi saygın din âlimleri tutuklandı. Devrimci çıkışıyla çelişen diğer bir hamlesi geçtiğimiz aylarda İsrail ile yakınlaşması oldu. Fransa ve Batı karşıtı "anti-emperyalist" bir söylemle iktidara gelen yönetim, İsrail ile ilişkilerini güçlendirerek yeni büyükelçinin güven mektubunu kabul etti.

Popülist kurguların ardında

Burkina Faso ya da Sahel bölgesindeki bu dönüşüm, ilk bakışta "Türkiye'deki okur için ne anlam ifade ediyor?" sorusunu akıllara gelebilir. Sonuçta binlerce kilometre ötedeki bir Afrika ülkesinin siyasi kaderiyle doğrudan bir bağımız olmadığını düşünebiliriz. Ancak burada mesele, kime neden "kahraman" dediğimiz ve bu algının ne kadar kolay manipüle edildiğidir.

Türkiye kamuoyunda da Batı'nın çifte standartlarına, sömürgeciliğin geçmişteki ve günümüzdeki küstahlığına karşı haklı bir tepki var. Tam bu da sebeple, Batı'ya posta koyan, ülkesinden Fransız askerlerini kovan Yüzbaşı İbrahim Traoré gibi figürler sempati uyandırıyor. Belki de "antiemperyalist efsane" demek için beklemek gerekiyor.

Bugün sosyal medyada kahramanlaştırılan ve özellikle TikTok gibi gençlerin yoğun olduğu platformlarda dolaşıma sokulan bu devrimci lider imajına soru işaretiyle yaklaşmak bir zorunluluk. Bu popüler kurguların arka planında farklı ülkelerin etkisinde propagandalar, bölgesel aktörlerin güç mücadeleleri ve çıkar hesapları yatıyor.

Bu noktada siyaset bilimci Ebenezer Obadare'ın Council on Foreign Relations (CFR) bünyesinde yayımlanan "Letter to a Young African" (Genç Bir Afrikalıya Mektup) başlıklı makalesinde vurguladığı gibi; kalkınmanın veya toplumsal dönüşümün kestirme bir yolu yoktur ve emri kanun sayılan tek bir liderin karizmasına dayalı beklentiler zamanla kendi çelişkilerini yaratabilir.

Sosyal medyadaki popülist kurguların ve algı savaşlarının etkisinde kalmadan, liderlerin söylemlerini sahadaki uygulamalarıyla birlikte okumak kahramanlık kavramının doğasını anlamak için ve de yeni tarihsel yanılgılara düşmemek adına en sağlıklı yaklaşım olacaktır.
BİZE ULAŞIN