New York Times'ın Türkiye aşkı

New York Timesın Türkiye aşkı
Giriş Tarihi: 29.12.2014 15:34 Son Güncelleme: 18.2.2015 14:30
Ragıp Soylu SAYI:09Ocak 2015
The New York Times, geçen iki yıl içerisinde Türkıye’nin ana konu başlığı olduğu 700’den fazla makale, başyazı, blog, video ve fotoğraf galerisi üretti. Bu makalelere göz attığımızda gezi parkı öncesi ve sonrası olarak iki eğilim olduğunu görüyoruz.

Yüz altmış yaşındaki New York Times gazetesinin özellikle son aylarda Türkiye ile ilgili gerçekleştirdiği yayınlar büyük tartışmalara neden oldu. İngilizce konuşulan dünyada 'gazeteciliğin en iyi hali' olarak kabul gören New York Times'ın zannederim başka ülkeler hakkında hazırladığı hiçbir haber bu derece büyük politik dalgalanmalara sebep olmamıştır. Gazetecilik kurallarını belirleyecek derecede gazetecilik mesleğine etkisini bırakmış olan New York Times'ın Türkiye hakkında geçen iki yıl boyunca hazırladığı haberlerin çoğunda maalesef tarafsız bir habercilik dili bulmak zor. Elbette Türk basınının var olan kalitesizliği yanında Türkiye gazetecilerinin bir Amerikan yayın organına söyleyecek pek bir şeyi kalmıyor. Fakat sorun şu ki, New York Times gazetesi ve internet sitesi dünya çapında İngilizce bilen ve konuşan on milyonlarca insanın haber kaynağı. Burada yer alan her haber ve görüş NewYork'lu şehirli orta sınıf okuyucuları etkilediği kadar, Washington'daki karar alıcıları da, Londra'daki yatırımcıları da, Avrupa Birliği'ndeki iş adamlarını da kısacası Batı kamuoyunun önemli bir bölümünü etkileyecek kapasiteye sahip.

'Özgürlükçü' duruşuyla bilinen New York Times'ın Irak işgali öncesi sahte kitle imha belgeleriyle ilgili hazırladığı skandal haberler sonrasında yayın ekibine çok büyük bir çekidüzen verdiği biliniyor. Gazete, tirajların azaldığı, reklam gelirlerinin düştüğü ve okuyucunun internete kaydığı bir dönemde daha iyi haberleri yeni imkânlar ve formatlar ile üreterek son kullanıcıya ulaştırmaya çalışıyor. Bu açıdan Türkiye de özellikle son 12 yılda gerçekleştirdiği ekonomik transformasyon, sosyal değişim, kültürel gelişim ve siyasi yakın tarihi ile Avrupa ve ABD'de büyük bir ilgi konusu olmayı sürdürüyor. Bu da New York Times için sürekli takip edilmesi gereken önemli bir haber kaynağı demek. Türkiye gündeminin baş döndüren değişimi de bu haber kaynağını devamlı canlı tutuyor.

Geçtiğimiz iki yıl içerisinde Türkiye'de çok büyük değişimler yaşandı. Çözüm süreci sancılı bir şekilde başladı. Ardından Mavi Marmara dolayısıyla İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'dan özür geldi. Sonra Gezi Parkı olayları yaşandı ve 17 Aralık soruşturması onu takip etti. New York Times, geçen iki yıl içerisinde Türkiye'nin ana konu başlığı olduğu 700'den fazla makale, başyazı, blog, video ve fotoğraf galerisi üretti. Elbette bütün bunların hepsini okumanın imkânı yok fakat ana başlıklarıyla bu makalelere göz attığımızda Gezi Parkı öncesi ve sonrası olarak iki eğilim olduğunu görüyoruz. Gezi Parkı olayları öncesindeki New York Times analizlerinde özellikle Türkiye ile ilgili tüm haberlerde o zaman Başbakan olan Tayyip Erdoğan'ın adı geçiyor. Erdoğan'la ilgili olarak şu anda edindiğimiz kanının aksine çok daha tarafsız bir dil kullanılıyor. Hatta daha çok Erdoğan'ın Türkiye'nin ekonomisine yaptığı katkılardan, askeri siyasetten uzaklaştırmasından ve gerçekleştirdiği reformlardan bahsediliyor. Türkiye ile ilgili elbette olumsuz haberler de var fakat bu haberler genel olarak abartılı dilden kaçınılarak hazırlanmış. Özellikle haberlerin büyük bir bölümünü Türkiye'nin İsrail'le ilişkilerini ne yönde düzeltmesi gerektiğine dair makaleler oluşturuyor. İkinci konu ise Türkiye'nin çözüm sürecini uygulamaya koyduktan sonra karşı karşıya kaldığı meydan okumalar. PKK'nın dağ kadrosunun farklı tavırları, Paris cinayeti ve yerelde yaşanan sorunlara zaman zaman uzun makaleler ile yer verilmiş. Zaten bu dönemde yazılan New York Times makaleleri hiçbir zaman ürettikleri haber dışında yorum özellikleri ile büyük tartışmalara neden olmadı.

Gezi sonrası değişen dil

Türkiye'yle ilgili genel olarak imaj değişimi Gezi Parkı süreci ile başladı. İstanbul'da olup bitenleri Arap Baharı ile özdeşleştiren Batı basını son yıllarda Batı'nın dış politika tercihlerinden farklı bir yönde yürüyen Türkiye'nin İslami kökenli iktidarı ile kavga edecek ilk somut doneleri bu zamanda elde etti. New York Times'ın bu süreçte yazdığı tüm haberlerde Erdoğan için 'otoriteryan' ve 'kibirli' ifadelerinin kullanıldığını görüyoruz. Öteden beri görüş aldığı kişileri Türkiye'nin Soli Özel ve Cengiz Çandar gibi beyaz elitleri arasından seçen NYT, Gezi Parkı sırasında da bu tavrını değiştirmedi. Gazetenin tüm haberlerinde muhalif analistlerin 'objektif' birer uzman olarak sunulması yanında Türkiye'de her şeyin kötü gittiğine dair bir habercilik tarzının da benimsenmiş olduğunu görüyoruz. Özellikle Tim Arango imzalı tüm haberlerde Türkiye'nin her geçen gün ne kadar otoriteryan değişiklikler ile karşı karşıya kaldığı anlatılırken mesela 17 Aralık sürecinde yaşanan olayların neden 'bir darbe' teşkil ettiğine dair hiçbir açıklamanın okuyucuya verilmediğini görüyoruz. Çünkü muhabir bu konunun tamamen politik bir savunma olarak dile getirildiğine ikna olmuş. Çünkü muhabir cemaat nedir, cemaatin gücü nedir, Türkiye'deki devletin gücü nedir, Türkiye'de devlet nasıl işler, bunlarla ilgili hiçbir bilgiye sahip değil. (Türkçe bilmeyen muhabirlerin Türkiye hakkında yazdıkları 'derinlikli' analizleri okumak ise bir süre sonra biz dış haberler çalışanları için ciddi olarak yorucu olabiliyor.)

New York Times'ın bu süre içerisinde AK Parti hükümetlerinden bahsederken kullandığı bazı ifadelerde de değişiklikler oldu. 'İslami kökenli' hükümetten 'İslamcı' hükümete geçildi. Haberlerin kurgularında devamlı olarak 'seküler- İslamcı' ayrımı yapıldığı da açık bir şekilde görülüyor. Tabi bu esnada yaklaşık 10 yıl boyunca Türkiye ve Tayyip Erdoğan hakkında nispeten düzgün başyazılar yazan New York Times Editöryel Kurulu'ndan da zehir zemberek yazılar geldi. İnternet yasası, Twitter ve Youtube'a koyulan dönemsel yasaklar sırasında NYT başyazılarından 'Türkiye'nin Erdoğan liderliği döneminde gün geçtikçe daha da otoriterleştiği', 'Türkiye'de basının kısıtlandığı, ifade özgürlüğünün saldırıda olduğu' temalarının yukardan bir seslenişle sık sık işlendiğini görüyorsunuz. Bu yazılarda Türkiye'de gerçekleştirilen reformlar ve ifade özgürlüğünün niteliksel olarak ne kadar arttığıyla ilgili olarak da hiçbir bilgi bulunmuyor. Keza Mayıs ayında yazılmış Gülen'in iadesiyle ilgili başka bir yazıda ise Gülen'in Türkiye'deki gücü ve 'yolsuzluk' soruşturmasıyla ülkede gerçekte ne yapmaya çalıştığına dair NYT'nin hiçbir fikri olmadığını anlıyorsunuz.

NYT'nin bu tavrı ile Obama yönetiminin Türkiye hakkındaki fikirleri arasında büyük bir paralellik bulunuyor. Geleneksel olarak Demokrat Parti iktidarlarından yana olan NYT'nin başyazılarında Türkiye'yi azarlamasının ne kadarında Obama yönetiminin bir etkisi var, bu muğlak bir konu. ABD Başkanı Obama'nın 2011 yılından itibaren zaman zaman NYT editörleriyle bir araya geldiği, basılan bazı makalelere kızarak NYT editörlerini aradığı, Amerikan basınına daha önce yansıdı. Bu manada Türkiye'nin IŞİD'e karşı uygulanan savaşta strateji yoksunluğunu gerekçe göstererek harekete geçmemesinin en fazla eleştirildiği gazetelerden biri de New York Times oldu. Bana kalırsa eğer Obama yönetiminin son dönemde basın üzerinden Türkiye'ye yaptığı en açık baskı Türkiye'nin IŞİD koalisyonuna aktif askeri destek vermesi için yapılan girişimlerdi. Bilindiği üzere NYT'nin 'IŞİD Türkiye'den düzenli bir şekilde savaşçı temin ediyor' başlıklı haberinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Ankara'daki Hacıbayram-ı Veli Camii'nden çıkarken bir fotoğrafı kullanılmış ve Türk siyasetçilerin IŞİD'e destek verdiği izlenimi oluşturulmuştu. Her ne kadar gazete bu fotoğrafı daha sonra düzelttiyse de bu dönemde IŞİD hakkında yayınlanan tüm makalelerde Türkiye'nin öyle ya da böyle IŞİD'e göz yumduğu konusu derinlikleriyle işlendi. Bu alanda Türkiye'nin gerçekleştirdiği operasyonlar ve önlemler ile ilgili olarak ise hiçbir zaman dengeli bir bilgilendirme yapılmadı. New York Times'ın bu açıdan Beyaz Saray'ın manipülasyonuna maruz kaldığı çok açık bir makale var. "IŞİD'in petrol kaynaklarını kurutmakta zorlanan ABD, Türkiye'den yardım istiyor" başlıklı haberde Beyaz Saray kaynakları kullanılarak Türkiye'nin sınırdaki IŞİD petrolüne göz yumduğu detaylarıyla okuyucuyla buluşturulmuş. Eylül ayında çıkan bu haberin kaynağı doğrudan Obama yönetiminin üst düzey yetkilileriydi ve haber muhtemelen Beyaz Saray'ın yönlendirmesi ile yazılmıştı. Zaten bu haberi takiben Wall Street Journal ve Washington Post gazetelerinde de aynı içeriğe ve benzer başlıklara sahip haberler çıktı. Bu tür bir 'trend', aynı yetkililerin daha sonra diğer gazetelere de konuştuğunu gösteriyor. İşin ilginç yanı Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başkan Obama arasında New York'ta gerçekleştirilen toplantıya girecek kadar üst düzey yetkiye sahip olan bu isimlerin Türkiye ile yaptıkları görüşmelerde 'petrol' meselesini gündeme getirmemiş olmaları. Türk tarafı konuyla ilgili gerçekleştirdikleri operasyonların, imha ettikleri petrol boru hattı ve petrolün miktarını açıkladıktan sonra kendilerine ekstra soru gelmediğini söylüyor. Bu durumda ortaya çıkan sonuç ise söz konusu haberin Türkiye'ye baskı uygulamak için bilinçli bir şekilde üretildiği oluyor.

Nihayet New York Times'ın Aralık'ta yayınladığı 'Türkiye paranoyaya kapılıyor' başlıklı başyazıya da baktığımız zaman Amerikalı editörlerin yine Türkiye'de ne olup bittiğinden bihaber oldukları ve cemaatin devlet içinde oluşturduğu yasadışı yapıyla ilgili hiçbir fikirlerinin olmadığını görüyoruz. Yani New York Times'ın Türkiye yayınlarını kimi zaman eksik bilgi, kimi zaman yanlı bilgi, kimi zaman Beyaz Saray'ın sızıntı yoluyla yaptığı manipülasyon ve kimi zaman da ideolojik duruş etkiliyor. Fakat gazetenin özellikle Gezi Parkı olaylarının 1'inci yılında dergi ekinde yayınladığı makale ile Türkiye basınının elde edemediği bir ayrıntıya ulaştığını da teslim etmek gerek. Erdoğan'ın Gezi temsilcileriyle yaptığı toplantıda, 'Olaylardan başta haberim yoktu, size şiddet uygulayanları ağlattım' sözlerini New York Times'tan okuduk. Keza gazete, gerçekleşen maden felaketleri sonrasında madenci yakınlarıyla, madene işçi gönderen köylerdeki durumlarla ilgili derinlemesine analiz ve haberler hazırladı. Özellikle kişi hikâyeleri alanında Türkiye basınının bu gazeteden öğreneceği çok şey var. Kültür ve sanat yazılarında yine hükümetle ilgili haksız ithamlar bulunuyor olsa da oldukça iyi bir içeriğe sahip bir habercilik tarzları olduğunu da kabul etmek gerekiyor. Sonuç olarak; New York Times her şeye karşın habercilik kalitesi bakımından Türkiye'deki örneklerinden birkaç kat daha iyi yayın yapan bir gazete. Umulur ki gazete Türkiye ile ilgili yayınlarındaki bu problemleri de çözebilsin.

RAGIP SOYLU KİMDİR?
Londra Kingston Üniversitesi'nde gazetecilik yüksek lisansını tamamladı. Halen Sabah ve Dailysabah gazeteleri Washington muhabiri.

BİZE ULAŞIN