Dinler sadece bu dünyanın günlük hayatı açıklamakla yetinmez, aynı zamanda geleceğe dair güçlü umutlar ve beklentiler de üretir. Bir dinî gelenekte ölüm sonrası cennet, cehennem, bireysel hesap ve ebedî kurtuluş fikri ne kadar merkezî hâle gelirse, kurtuluş umudunun ağırlık merkezi çoğu zaman bu dünyadan ahirete kayar. Buna karşılık ahiret öğretisinin zayıf, belirsiz veya ikincil olduğu geleneklerde, kurtuluş beklentisi daha çok tarih içinde, toplumda, dünyada veya kozmik düzende gerçekleşecek bir yenilenme şeklinde tasavvur edilir. Söz gelimi, Tevrat'ta belirgin bir cennet-cehennem öğretisinin bulunmaması, Yahudi geleneğinde Mesih beklentisinin daha çok bu dünyaya dönük, tarihî ve toplumsal bir kurtuluş ümidi olarak şekillenmesine etki etmiş olmalıdır.
Geleceğe ilişkin umutların en dikkat çekici biçimlerinden biri ise, bozulan düzeni yeniden kuracak, adaleti tesis edecek, kötülüğü ortadan kaldıracak veya insanlığı nihai kurtuluşa ulaştıracak bir kurtarıcı figür beklentisidir. Farklı dinî geleneklerde bu figür farklı isimlerle ifade edilir ve değişik anlamlar kazanır. Hinduizm'de Kalki, Budizm'in bazı yorumlarında Maitreya, Mecûsîlik'te Saoşyant, İslam'da Mehdi ve Nuzûl-i İsa, Hıristiyanlık'ta Mesih'in İkinci Gelişi, Yahudilik'te ise Maşiah bu geniş kurtarıcı beklentisinin farklı örnekleri arasında sayılabilir.
Genel bir tespit olarak, bu beklentilerin zor zamanların popüler konusu olduğunu söylemek mümkündür. Savaşların, sürgünlerin, baskıların ve ahlaki çöküş dönemlerinin yaşandığı zamanlarda insanlar, bu zor ve meş'ûm günlerin biteceğine, dertsiz, tasasız ve müreffeh bir hayatın geleceğine inanmak istemişlerdir.
Yahudilik ve Hristiyanlık, bu kurtarıcı beklentisinin etkili iki örneğini oluşturur. Her iki din de ortak bir tarihî geçmişe ve bazı ortak dinî metinlere sahiptir ve "Mesih" kavramını müşterek bir miras olarak paylaşır. Ancak Mesih kavramı, iki dinde aynı anlama gelmez. Yahudilikte Mesih, Davud soyundan çıkacak kurtarıcı bir kral olarak beklenir; henüz gelmemiştir. Hristiyanlıkta ise İsa'nın Mesih olduğuna; onun ikinci gelişiyle dünyanın nihai dönüşümünün tamamlanacağına inanılır. Bu nedenle Mesih inancı, iki din arasında bir yandan güçlü bir ortak zemin diğer yandan belirgin bir teolojik ayrışma noktasıdır.
Mesih kavramının kökeni ve Yahudilikteki anlamı
"Mesih" sözcüğü, İbranice Maşiah kelimesinden gelir ve "mesh edilmiş", yani kutsal bir görev için yağla takdis edilmiş kişi anlamını taşır. Eski İsrail geleneğinde krallar, kâhinler ve bazı peygamberler yağlanarak takdis edilir, böylece ilahî otorite ile donatılmış olarak görevlerine başlardı. Dolayısıyla başlangıçtaki anlamı itibariyle Mesih, doğrudan mucizevî ya da olağanüstü bir varlık ya da beklenen bir kurtarıcı değil, Tanrı'nın belirli bir görev için seçtiği kişidir.
M.Ö. 586 yılında Babillilerin Kudüs'ü işgali ve Yahudi devletini yıkmasının ardından, kralsız ve devletsiz kalan Yahudiler arasında bu kavram, muvazzaf bir kralı ifade etmekten çıkmış, ileride gelecek bir kurtarıcı kral beklentisine dönüşmüştür.
Yahudilikte Mesih beklentisinin merkezinde çoğunlukla Davud soyundan gelecek âdil hükümdar fikri yer alır. Bu beklenen kralın İsrail halkını bir araya getireceğine, sürgündekileri toplayacağına, Kudüs'te Üçüncü Mabed'i yapacağına ve böylece hac ve kurban ibadetlerini yeniden tesis edeceğine, Yüce Meclis'i (Sanhedrin) yeniden kuracağına inanılır. Aynı zamanda onun döneminde barışın, adaletin ve Tanrı'ya bağlılığın yeryüzünde hâkim olacağı düşünülür. Mesih döneminde "iyi" ölülerin dirileceği ve bu dünyanın adeta bir cennete dönüşeceği yönünde de bir inanç vardır. Dünyadaki bu cennet hayatının ne kadar süreceği tartışmalıdır: 40 yıl ile 7 bin yıl (hatta 365 bin yıl) arasında değişik tarihler verilmektedir.
Bu anlayış, Yahudilik'te kurtuluş fikrinin daha çok toplumsal ve tarihî bir çerçevede ele alındığını gösterir. Beklenen kurtuluş, yalnızca bireyde gerçekleşecek ruhsal bir değişim değildir; aynı zamanda halkın özgürlüğe kavuşması, adaletin sağlanması ve dünyanın Tanrı'nın iradesine uygun biçimde yeniden düzenlenmesidir. Kısacası Yahudi Mesih beklentisi, güçlü biçimde bu dünyaya dönüktür.
Hristiyanlıkta Mesih Anlayışı
İlk Hıristiyanlar, Yahudi geleneği içinde yetişmiş kişilerdi ve onların Mesih beklentisi de doğal olarak Yahudi Kutsal Kitabı'ndaki vaatlerle bağlantılıydı. Ancak Hristiyanlığın temel iddiası, beklenen Mesih'in Nasıralı İsa olduğu yönündedir. Bu açıdan "Mesih" yalnızca gelecekte beklenen bir figür değil, tarihte yaşamış, çarmıha gerilmiş, dirildiğine ve yeniden geleceğine inanılan ilahî kurtarıcıdır.
Hristiyan inancına göre İsa'nın Mesihliği, yalnızca siyasî veya toplumsal bir kurtuluşla sınırlı değildir. İsa, insanlığı günahtan kurtaran, Tanrı ile insan arasındaki kopukluğu onaran ve kurtuluş yolunu açan kişi olarak kabul edilir. Bu yönüyle Hristiyanlıkta Mesih anlayışı, Yahudilikteki tarihî ve toplumsal kurtuluş beklentisinden ayrılır. Yahudi geleneğinde Mesih'in dünyada adalet ve barış düzeni kurması beklenirken, Hristiyanlıkta İsa'nın ilk gelişi daha çok ruhî kurtuluş, günahların bağışlanması ve Tanrı'nın egemenliğinin başlamasıyla ilişkilendirilir.
Hristiyanlık temelde İsa'nın Mesih olduğuna inançtır. Mesih olma kriterlerinden biri tüm dünyaya hâkim olacak bir krallık kurmaktır. Ancak İsa, ilk gelişinde bunu gerçekleştirememiştir. Bu sebeple, İsa'nın "ikinci geliş"i Hristiyan inancında merkezî bir öğreti olarak bulunur. Bu inanca göre İsa ikinci gelişinde kötülüğe son verecek, ölüleri diriltecek, nihai yargıyı gerçekleştirecek ve Tanrı'nın egemenliğini tam anlamıyla görünür kılacaktır. İkinci geliş, İsa'ya "Mesih" unvanı vermek için zorunludur. İkinci geliş olmazsa, İsa'ya Mesih deme imkânı kalmaz ve bu da Hristiyanlık denilen dinin en temel doktrininin yıkılması demektir.
Hristiyanlıkta Mesih anlayışının en ayırt edici yönlerinden biri de İsa'ya yüklenen ilahî kimliktir. Yahudilikte Mesih, İsrailoğullarını kurtarmak için Tanrı tarafından seçilmiş bir insan lider olarak düşünülürken, Hristiyanlıkta İsa Tanrı'nın Oğlu, beden almış Kelam ve insanlığın kurtarıcısıdır. Bu durum iki din arasındaki en temel teolojik ayrımlardan birini oluşturur.
Benzerlikler: Ortak bir kurtuluş umudu
Beklenen kurtarıcı inancına yer veren tüm dinlerde, tarihin rastgele ilerlemediği düşüncesini görmek mümkündür. Yaşanan kötülük, adaletsizlik ve acıların kalıcı olmadığına inanılır. Mesih beklentisi, Tanrı'nın tarihe müdahale edeceği ve mevcut bozuk düzenin nihai noktada değişeceği umudunu taşır.
Bir başka benzerlik, Mesih beklentisinin özellikle kriz dönemlerinde daha güçlü biçimde öne çıkmasıdır. Yahudi tarihinde sürgün, işgal ve tapınağın yıkılışı gibi olaylar Mesih umudunu canlı tutmuştur. Hristiyanlıkta da zulüm dönemleri, savaşlar, salgınlar ve toplumsal çözülmeler, İsa'nın yeniden gelişiyle ilgili beklentilerin güçlenmesine yol açmıştır. Bu nedenle Mesih inancı, yalnızca soyut bir inanç değil, tarih boyunca inanan topluluklara dayanma gücü veren bir umut kaynağıdır.
Her iki gelenekte de Mesih, bozulmuş bir dünyanın onarılacağına, adaletin sonunda gerçekleşeceğine ve Tanrı'nın iradesinin tarihte görünür olacağına dair güçlü bir semboldür. Ancak bu ortak umut, iki dinde farklı yönlere doğru gelişmiş; Mesih'in kimliği, görevi ve kurtuluşun anlamı konusunda belirgin ayrımlar ortaya çıkmıştır.
Farklılıklar: Aynı kavramın iki ayrı yorumu
Yahudilik ve Hristiyanlık arasındaki en temel fark, Mesih'in kim olduğu sorusunda ortaya çıkar. Yahudilik açısından Mesih henüz gelmemiştir; beklenen Mesih, gelecekte ortaya çıkacak ve Tanrı'nın vaat ettiği düzeni yeryüzünde kuracaktır. Hıristiyanlık açısından ise Mesih gelmiştir ve bu kişi İsa'dır. Bu nedenle Yahudilik Mesih beklentisini geleceğe yönelik bir umut olarak korurken, Hristiyanlık Mesih inancını hem geçmişte gerçekleşmiş bir olay hem de gelecekte tamamlanacak bir süreç olarak yorumlar.
İkinci önemli fark, Mesih'in doğası ile ilgilidir. Yahudilikte Mesih ilahî bir varlık değil, Tanrı tarafından seçilmiş insanî bir liderdir. Onun görevi, Tanrı'nın iradesine uygun bir düzen kurmak, halkı toparlamak ve adaleti tesis etmektir. Hristiyanlıkta ise İsa Mesih yalnızca seçilmiş bir insan değil; Tanrı'nın Oğlu, beden almış Kelam ve kurtarıcı bir ilahî figürdür. Bu fark, iki dinin Tanrı, insan ve kurtuluş anlayışları arasındaki derin teolojik ayrılığı da gösterir.
Üçüncü ayrım, kurtuluşun anlamında görülür. Yahudilikte Mesih beklentisi daha çok tarihî, toplumsal/kavmî ve siyasî boyutlar taşır. Sürgünlerin sona ermesi, halkın yeniden bir araya gelmesi, barışın sağlanması ve adaletli bir düzenin kurulması bu beklentinin merkezindedir. Hristiyanlıkta ise kurtuluş, öncelikle insanın günah karşısındaki durumuyla ilişkilendirilir. İsa Mesih'in ölümü ve dirilişi, insanlığı günah ve ölümden kurtaran temel olay olarak görülür. Bu yönüyle Mesih, yalnızca dünyayı düzene koyacak bir kral değil, insanın Tanrı ile ilişkisini onaran evrensel kurtarıcıdır. Dolayısıyla, Yahudilikte Mesih beklentisi özellikle İsrail halkının ikbali ve istikbali ile ilgili iken, Hristiyanlıkta Mesih'in misyonu bütün insanlığa yöneliktir.
Zaman anlayışı da iki geleneği birbirinden ayırır. Çağdaş Yahudi yorumlarında, özellikle Reform Yahudiliği gibi bazı akımlarda farklı yaklaşımlar bulunsa da, geleneksel Yahudi anlayışına göre Mesih çağı henüz başlamamıştır; çünkü beklenen barış, adalet ve Tanrı'ya yöneliş dünyada tam olarak gerçekleşmemiştir. Hristiyanlıkta ise Mesih çağı İsa'nın gelişiyle başlamış, fakat henüz tamamlanmamıştır; bu çağın nihai olarak İsa'nın ikinci gelişiyle tamamlanacağına inanılır.
Doktrindeki kırılmalar
Mesih beklentisi, Yahudilik ve Hıristiyanlık içinde yalnızca geleneksel bir inanç olarak kalmamış, zamanla siyasî ve tarihî gelişmelerin etkisiyle yeni yorumlar ve yeni inanç kırılmaları ortaya çıkmıştır. Yahudilikte bu kırılma, özellikle modern Siyonist hareketle birlikte "pasif bekleyişten aktif bekleyişe" geçiş şeklinde görülürken; Hristiyanlıkta özellikle bazı Evanjelik çevrelerde gelişen dönemcilik anlayışı, Mesih'in ikinci gelişiyle dünya siyaseti arasında doğrudan bağ kurmuştur.
Geleneksel Yahudi düşüncesinde Mesih beklentisi uzun süre büyük ölçüde pasif bir karakter taşımıştır. Buna göre Yahudiler, Mesih'in gelişini kendi siyasî girişimleriyle hızlandırmamalı; Tanrı'nın belirlediği zamanı beklemeli, bu süreçte dinî görevlerini yerine getirmeli, tövbe, dua ve ahlaki sorumluluk bilinciyle yaşamalıdır. Bu anlayışta kurtuluşun asıl fâili insan değil, Tanrı'dır. Dolayısıyla sürgünün sona ermesi, İsrail'in yeniden toparlanması ve Mesih çağının başlaması insan eliyle zorlanacak bir proje değil, ilahî iradenin zamanı geldiğinde gerçekleştireceği bir vaat olarak görülmüştür.
Başlangıçta seküler milliyetçi bir akım olarak ortaya çıkan modern Siyonist hareket ise bu çerçevede önemli bir dönüşüm meydana getirmiştir. Özellikle 19. yüzyıl sonlarından itibaren Yahudi halkının kendi tarihî kaderini beklemek yerine onu bizzat şekillendirmesi gerektiği fikri öne çıkmıştır. Böylece vaat edilmiş topraklara dönüş, yalnızca Mesih'in gelişinden sonra gerçekleşecek bir sonuç olarak değil, kurtuluş sürecini hazırlayan bir aşama olarak yorumlanmıştır. Seküler Siyonizm bunu daha çok ulusal bağımsızlık ve güvenlik diliyle açıklarken, dinî Siyonizm bu dönüşü Tanrı'nın vaatlerinin tarihte görünür olmaya başlaması şeklinde değerlendirmiştir. Bu yaklaşımda süreçteki insan katkısı, ilahî plana karşı bir müdahale değil, onun gerçekleşmesine katılım olarak görülür.
Geleneksel yaklaşımda Mesih, Yahudilerin en zor durumda oldukları, en çok sıkıntı çektikleri zaman ortaya çıkacak bir kraldı. Siyonizm'in dönüştürdüğü yeni Yahudi Mesihçiliği, Mesih'in, ortamın en müsait olduğu zamanda ortaya çıkacağını savunur. Bu da İsrail Devleti'nin güçlü ve istikrarlı, vaat edilmiş toprakların sınırları içindeki devletlerin zayıf ve istikrarsız olması anlamına gelmektedir. Başka bir deyişle, modern Siyonizm'in dönüştürdüğü Mesih inancı, Mesih'in, Yahudilerin en zor zamanında değil, en güçlü olduğu zamanda ortaya çıkacağını iddia ederek geleneksel inancın tam tersi bir istikamete evrilmiştir. Bununla birlikte bütün Siyonist yaklaşımları tek bir mesihçi öğretiye indirgemek doğru değildir; seküler, dinî, kültürel ve milliyetçi Siyonizm arasında önemli farklar bulunduğu bilinmektedir.
Hristiyanlıkta ise benzer bir kırılma, özellikle Evanjelik çevrelerde etkili olan dönemcilik (dispensationalism) anlayışında ortaya çıkar. Dönemcilik, tarihi Tanrı'nın insanlıkla farklı biçimlerde ilişki kurduğu ayrı dönemlere ayıran bir Protestan yorum sistemidir. Dönemci yaklaşıma göre Yahudilerin topraklarına dönüşü, İsrail'in varlığı ve Ortadoğu'daki gelişmeler yalnızca siyasî olaylar değil, Tanrı'nın son zamanlara ilişkin planının ve Mesih'in gelişinin işaretleri veya şartlarıdır. Bu nedenle bazı Evanjelik çevreler, Mesih'in yakın bir gelecekte ortaya çıkacağına ve Mesih'in gelmesi için İsrail Devleti'nin var olması gerektiğine dair güçlü inançlar geliştirmişlerdir. Bunun sonucu olarak İsrail'e verilen destek, yalnızca siyasî, ekonomik ya da kültürel gerekçelerle değil, eskatolojik yani "ahir zaman" inancıyla bağlantılı zorunlu bir dinî tavırdır. Dönemcilik inancı, Mesih'in ikinci gelişi İsrail Devleti'nin varlığını şart koşmakta ve Hıristiyanları Yahudilere veya İsrail Devleti'ne adeta borçlandırmakta, bir bakıma mecbur kılmaktadır.
İlginç bir şekilde tarihin aynı dönemlerinde ortaya çıkmış bu iki kırılma, Mesih beklentisinin modern dünyada yalnızca ibadet ve inanç alanında kalmadığını gösterir. Yahudilikte Siyonizm, pasif bekleyişi aktif beşerî müdahaleye dönüştürmüş; bazı Hristiyan Evanjelik yorumlarda ise dönemcilik, Mesih'in ikinci gelişi beklentisini dünya siyasetiyle, özellikle de İsrail'in konumuyla ilişkilendirmiştir. Böylece hem bazı dinî Siyonist yorumlarda hem de bazı Evanjelik dönemci çevrelerde Mesih beklentisi, İsrail Devleti'nin teolojik anlamı ve desteklenmesi konusunda önemli bir dinî motivasyon kaynağı hâline gelmiştir.
*Prof. Dr., Bursa Uludağ Ü. İlahiyat Fakültesi