Aşkın seri üretimi

Aşkın seri üretimi
Giriş Tarihi: 6.7.2015 17:42 Son Güncelleme: 7.7.2015 15:58
Fatmanur Altun SAYI:15Temmuz-Ağustos 2015
İnsanoğlu varlık sahnesine adımını attığı günden beri aşk var. Bir kadınla erkeğin aşkı, annenin çocuğuna duyduğu aşk, tabiat aşkı, sanat aşkı, ilahi aşk… Aşk insanoğlunun deneyimlediği en güçlü duygulardan biri hiç şüphesiz. Aynı zamanda en kişiye özgü olanı. Ne var ki içinde yaşadığımız çağda ‘aşk’ bir yandan kitlesel bir talebe dönüşürken, diğer taraftan kitleler halinde tüketilen bir ürüne dönüşüyor. "Neden herkes aşktan bahsediyor!?"Bu soruyu oğlum yedi yaşındayken sormuştu. Dünyayı tanımaya çalışan duru zihniyle, bir biçimde duyduğu, kulak misafiri olduğu hemen hemen bütün şarkılarda, dizilerde, filmlerde, reklamlarda, günlük konuşmalarda sürekli olarak aşktan bahsedildiğini fark etmişti. Gündelik hayatın her alanında karşımıza çıkan popüler kültür ürünlerinin üzerimize aşkı adeta boca ettiğini fark ettiren bir soruydu bu.

Alışveriş ederken, yolculuk yaparken, eğlence ve sosyalleşme mekânlarında fonda daima bir müziğin olduğu ve onların da aşktan başka bir şeyden nadiren bahsettiği malum. Televizyonda yayınlanan dizilerin, filmlerin olmazsa olmazı aşk. Bahsi geçen bir savaş olsa bile, hikâye daima bir aşk üzerinden anlatılıyor. Mizah ürünleri, komediler, stand-up şovlar bize sürekli olarak aşktan söz ediyor. Bazı klasik eserleri bir kenara bırakırsanız, roman, şiir gibi edebi ürünlerin tamamına yakını aşk üzerine. İnsan ilişkilerinin bu en karmaşık ve ilgi uyandıran biçiminin, popüler kültür ürünlerinde karşımıza bu kadar çok çıkması belli düzeyde anlaşılabilir kuşkusuz. Ne var ki ortada doğal bir süreçten ziyade zorlama olduğu hissini uyandıran bir aşırılık var. Bu aşırılık, bizi sarıp sarmalayan, davranış kalıpları, kodları, doğru, yanlış cetveli ile birlikte gelen modern kültürden bağımsız değil.

Modern kültür ve aşk

Modern kültür içinde aşkın karşılık geldiği yeri anlamaya çalışmadan önce kültür nedir sorusuna antropologların verdiği cevaba göz atmak faydalı olabilir. Bir grup insan tarafından paylaşılan ve gelecek nesillere aktarılan ortak düşünüş, davranış, değer ve inanç kalıpları olarak tanımlanan kültür, esasen gündelik hayatımızı yaşarken karşımıza çıkan görüngüleri açıklar ve temelde iki soru ile ilgilenir: 'Ne?' ve 'Ne olmalı?'. Toplumun hayat görüşü olarak kültür zaman içinde oluşur, billurlaşır ve toplumun bir parçası olan bireylere aktarılır. Bu aktarım süreci çoğu zaman farkında olmadan gerçekleşen bir süreçtir. Örneğin bir yere gittiğimizde kapıyı açan kişinin 'hoş geldiniz' bizim de 'hoş bulduk' dememiz, biri öldüğünde cenazesine katılmamız, başsağlığı dilememiz, bayramlarda yaptığımız ziyaretler, el öpme, harçlık verme, ikramlarda bulunma gibi daha pek çok örneğini verebileceğimiz uygulamalar hep kültürün bir parçasıdır.

Toplumun bütün bireylerine mâl olan kültürel pratiklerin kaynağında ise bir hayat görüşü ve felsefe vardır. Bugün her birimizin içinde nefes alıp verdiği kültür, kaynağında Batı felsefesinin olduğu modern kültürdür. Her kültür gibi modern kültür de mensuplarına neyin ne olduğunu anlatan araçlara sahiptir. Modern insana neyin ne olduğunun aktarıldığı ana mecralar popüler kültür ürünleridir. Modern insan kiminle nasıl ilişki kuracağını, ne zaman nasıl davranması gerektiğini, ana-babası, çocukları, eşi dostu ile ne tür ilişkiler kurması gerektiğini, ne zaman, kiminle evlenmesi gerektiğini, hangi davranış biçimlerinin makbul olduğunu çoğunlukla popüler kültür ürünlerinden öğrenir. Dizilerin, filmlerin, romanların bu konuda hatırı sayılır bir etkisi vardır. Öyle ki bu tür ürünlerin insanlar üzerindeki etkisi modernlik öncesi dönemde Batı'da kilise, İslam dünyasında camiler ve tekkelerle kıyaslanabilecek düzeydedir.

Hal böyle olunca aşkın da, popüler kültür ürünleri tarafından tanımlanması, içerik kazanması ve bireylere aktarılması gündeme gelir. Ne var ki önümüze aşk diye konulan şeyin gerçekten aşk olup olmadığı tartışmaya değer bir konudur.

Aşk satar!

İnsanoğlu varlık sahnesine adımını attığı günden beri aşk var. Bir kadınla erkeğin aşkı, annenin çocuğuna duyduğu aşk, tabiat aşkı, sanat aşkı, ilahi aşk… Aşk insanoğlunun deneyimlediği en güçlü duygulardan biri hiç şüphesiz. Aynı zamanda en kişiye özgü olanı. Kişisel yönü bu denli güçlü olan bir duygunun ortaya konuluş ve yaşanış biçiminin de kişi sayısınca farklılık göstermesi doğal olanıdır. Ne var ki içinde yaşadığımız çağda bu farklılıkların giderek ortadan kaybolduğuna şahitlik ediyoruz. Aşk bir yandan kitlesel bir talebe dönüşürken, diğer taraftan kitleler halinde tüketilen bir ürüne dönüşüyor. Böyle olmasında modern kültürü yaygınlaştıran mekanizmaların aşk ile ilgili fark ettikleri önemli bir gerçek var: Aşkın piyasa değeri.

Yaşadığımız çağın önümüze koyduğu belki de en önemli olgulardan biri pek çok şeyin metaya dönüşmesidir. Tabiatın, kent mekânının, düşüncenin ve daha pek çok şeyin alınır satılır birer nesneye dönüştüğüne şahitlik ediyoruz. Bu gidişat içerisinde duyguların da hızla birer metaya dönüştüğü malum. Bu anlamda en gözde duygulardan biri de aşk. Aşkı konu alan her şeyin bir biçimde piyasada bir karşılığı var. Oysa aşk insanoğlu için son derece kişisel, mahrem ve manevi bir duygu. Bu yönüyle belki de metaya dönüşme ihtimali en düşük olanı.
Peki aşkın piyasada alınır-satılır bir metaya dönüşmesi nasıl mümkün olabiliyor?

Bir meta olarak aşk

Bir ürünün pazara uygun ve kâr getirir olması için onun kitlesel üretiminin mümkün olması gerekir. Kitlesel üretimin olmazsa olmaz şartı ise tek tipleşmedir. Pazara getirilen bir ürün olarak aşk için de benzer bir süreç geçerlidir. Aşkın seri üretimine geçilebilmesi için öncelikle aşkın farklı varyasyonlarının ortadan kaldırılması gerekmektedir. Tek tipleşen aşkı üretim bandına koymak ve seri halde üretmek mümkün olabilecektir.
Ne var ki burada çözülmesi gereken bir çelişki vardır. Modern kültür bir yandan insanları benmerkezciliğe davet ederken, diğer yandan da aşkın varlığına ikna etmek durumundadır. Aşk gibi kişinin kendisini arka plana attığı bir duyguyu bencilliğin ve hoyratlığın zirve yaptığı bir ortamda deneyimlemek nasıl mümkün olacaktır? Bu zorluk, aşkı tensel duygulardan ibaret kılan bir tanım içine sıkıştırırken, 'gerçek aşk'ı popüler kültür ürünlerine bırakmakla aşılmıştır. Aşk romanı, romantik komedi, aşk filmi gibi tanımlamalar kitlelerin yadırgamadığı, hatta ismi ile talep ettiği ürünlerdir.

Aşka dair bir sürü sloganın havada uçuştuğu bu kültürel atmosfer içinde artık bütün muhataplar ne zaman, nasıl âşık olacaklarını, âşık olduklarında nasıl davranacaklarını bilirler. Yaz geldiğinde bir 'yaz aşkı' yaşamak, sevgililer gününü yalnız geçirmemek gerekir. 'Her şey mübah' olan aşk için insanlardan türlü fedakârlıklar yapmaları beklenir. Popüler kültür ürünleri, aşkın çok yakın bir ihtimal olduğuna kitleleri ikna etmekte son derece mahirdirler. 'Ruh ikizi', 'doğru insan', 'hayatının aşkı', 'beyaz atlı prens', 'hayalindeki kadın', 'ilk görüşte aşk', 'sonsuz aşk', 'gerçek aşk' gibi kavramlarla aşk, adeta bir arzu nesnesi haline dönüşür. Bu arzu nesnesini zihinlerde canlı tutabilmek için sürekli yeni konseptler geliştirilir. Aşk şehri Paris'e yahut Venedik'e bir seyahat, ortalama bütün âşıkların hayalleri arasında yerini alır. Sevgili ile çıkılacak tatiller, gidilecek konserler, eğlence mekânları ile aşk, ekonomiyi canlandıran bir aktiviteye dönüşür.

Aşkı tanımlayan ve seri olarak üreten aşk endüstrisi bir yandan aşk konulu popüler kültür ürünlerinin satışından, diğer yandan da aşkı arzulayan kalabalıkların taleplerini karşılayarak ciddi kârlar elde eder. Hem tür, hem içerik olarak dar bir çerçeveye hapsettiği aşk ile kitleleri meşgul olmaya çağırır. Bu çağrı öyle güçlüdür ki, aşkın toplumsal anlamda karşılık geldiği alan en basit şekliyle 'yapılması gerekenler listesinde' üst sıralardan bir yerdir. Sosyal medya üzerinden ilan edilen, orada yaşanan, ifşa edilen ve orada biten aşklar bu toplumsal dayatmanın bir yansımasıdır.
Peki gündemimizde böylesine yer bulan, seri halde üretilen ve kitlesel olarak tüketilen aşk, hayatlarımıza gerçekten de dokunabilmekte midir? Ortalıkta dolanan bunca suretleri varken, neden bunca insan aşkı bir türlü bulamamaktan mustarip? Bu sorunun kolay bir cevabı olmasa gerek…

BİZE ULAŞIN