Herkesin kendi hikâyesini yazabileceği resimler

Herkesin kendi hikâyesini yazabileceği resimler
Giriş Tarihi: 6.8.2014 14:39 Son Güncelleme: 21.10.2014 12:51
Sürekli yenilemeniz gerekiyor kendinizi. Ben oldum deyip bırakırsanız aslında çok şey kaybediyorsunuz. Çünkü hayat ve yaptığınız şeyler sürekli değişiyor. 28 Şubat döneminde Pera Güzel Sanatlar ve Akademi İstanbul'da eğitim alan Fatma Güçlü daha sonra İtalya'ya giderek Palazzo Spinelli'de eğitimini tamamlamış.

Çocuk yaşlarda konsol kapaklarını boyamaktan çok defa azar işittiğini ama resmi hep hobi olarak yapılacak bir şeymiş gibi hissettiğini söylüyor. Resim ile olan yolculuğunda en büyük destekçisinin ağabeyi olduğunu, onu resim kursuna yazdırdığını ve resmin bu sayede hayatının merkezine oturduğunu dillendiriyor.

"99 döneminde Ebülfez Ferecoğlu'nun atölyesine dâhil oldum. Uzun seneler aramızda usta-çırak ilişkisi oluştu. Akademik eğitimim bana diploma kazandırdı ama Ebülfez Ferecoğlu bana başka bir kapı açtı. Çünkü Türkiye'de akademide her hoca her bildiğini size öğretmeyebilir. Biz Ebülfez ile bambaşka bir yol izledik. Ebulfez Ferecoğlu'nun hayatıma, ruhuma ve fırçama çok fazla etkisi var… 10 küsur sene beraber çalıştık. Eğitimim boyunca da hep onun atölyesindeydim. Sonrasında belirli dönemler İtalya'ya gidip orada kaldım ve atölyelere katıldım. Hala da bunu devam ettirmeye çalışıyorum. İnsanın bir öğretim sürecinin olmadığını düşünüyorum. Sürekli yenilemeniz gerekiyor kendinizi. Ben oldum deyip bırakırsanız aslında çok şey kaybediyorsunuz. Çünkü hayat ve yaptığınız şeyler sürekli değişiyor. Bu nedenle atölye çalışmalarına çok önem veriyorum."

Güçlü, çocuklar için oluşturmuş olduğu atölyesinde dersler vererek, bizde çok da önem verilmeyen resim derslerinin önemini vurguluyor. Çocuğun ruhunun psikolojik olarak hangi boyutta olduğunu görebilmeyi sağlayan resmin, aynı zamanda sanatın başka bir koluna geçişte bir vasıta, bir yol açıcı olabileceğini düşünüyor.

Resimlerinde ekspresyonizm, fovizm, kübizm etkilerini taşıyan ressam, klasik formları kendi istediği gibi yorumlamayı tercih ediyor. "Portreleri herkesin gördüğü şekilde değil de kendi yorumumu katarak yapıyorum. Çok klasiği sevmiyorum zaten. Ama tabii ki klasik yoldan geçiyorsunuz. Okumak gibi düşünebiliriz bunu. En basit şeyden başlarsınız, hikâyelerden, romanlardan. Ama gittikçe okumalarınız ağırlaşır. Resim de böyle bir şey... Klasikten başlıyorsunuz ama sonra o klasiği zaten yapabileceğiniz bir şey olarak görüyorsunuz: Gördüğünüzü çizebilmek... Onun dışında kafanızın içindekini, hayalinizdekini dışa vurabilmek çok daha zor ve çok sancılı bir süreç. Bunu yapabilmek için bazen hiçbir şey yapamıyorum. Eskizler hazırlıyorum, bugün yapmalıyım diyorum ama tuvalde hiçbir şey çıkmıyor. Sonrasında bir bakıyorsunuz hiç alakasız bir günde, çok kısıtlı bir sürede bir tablo çıkıyor. O ana kadar siz zaten ruhunuzu doyuruyorsunuz, besliyorsunuz, o da o doğru zamanı bekliyor dışarı çıkmak için."
Bir ressam olarak hayata komplekssiz bakmaya çalışan Güçlü, sanat adına ancak o zaman bir şeylerin sahibi olunabileceğine inanıyor. Hâlâ birileri ile tanıştırılırken 'Ressam Fatma Güçlü' olarak tanıştırılmanın onu utandıran ve sanatçı egosuna sahip olmaktan çok korkutan bir durum olduğunu söylüyor ve ekliyor: "Hoşgörü, sağduyu, mütevazılık sanatın içerisinde yer alan her insanda mevcut olmalı."

Daha önce yurt içi ve yurt dışında birçok sergi açan Güçlü, şimdilerde 2015 yılında açmayı planladığı ekspresyonizm ve soyut ağırlıklı bir portre sergisi için çalışmalarını sürdürüyor.

Hayatında ve eserlerinde natürelliğini, tarihi dokusunu kaybetmemiş Balat'ın ve her yerinin sanatla dolu olduğu, sanatın insanlar için sıradan hale geldiği İtalya'nın çok büyük katkısı olduğunu vurguluyor.

Resimlerinde merak edilmeyi, biraz da sırrı seviyor ve ekliyor: "Herkese tablomu anlatmak değil de herkes tablonun karşısına geçip kendi hikâyesini kendi yazsın isterim."
BİZE ULAŞIN