Zeynep Merdan: İyilikle aldatmak: Sahte kahramanlar

İyilikle aldatmak: Sahte kahramanlar
Giriş Tarihi: 2.10.2026 14:31 Son Güncelleme: 2.10.2026 14:31
Gösteri çağının en büyük hilesi bu: Çoğu şey göründüğü gibi değil. Sosyal medyada “budur!” diye görünen/gösterilen/gösterileştirilen hiçbir şey gerçekten olan şey olmayabilir. Her hakikat savaşçısı, her dernek yetkilisi, her hür vicdanlı gazeteci, her uzman, her yetkili, her aktivist, her X görünümlü kişi göründüğü o kişi olmayabilir.

Sosyal medya her şeyi dönüştürdü. İyilik ve kötülük kavramlarını bile sarsıcı şekilde dönüşüme uğrattı. Bu çağda iyiliğin karşısındaki en büyük tehlikelerden biri kötülük bile değil, iyilik görüntüsünün kendisi artık. İçlerinden en çarpıcısı kamuoyu araştırmalarıyla üst üste altıncı kez "Türkiye'nin En Güvenilir Ünlüsü" seçilen, depremde ciddi oranda yüksek bağışlar toplayan yardım derneğinin başkanı bir sanatçının kara para aklama ve nitelikli dolandırıcılık yüzünden gözaltına alınmasıydı.

Daha da ilginç olan aynı kişinin geçmiş yıllarda karşılıksız çek düzenlemek, nitelikli dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlamalarıyla yargılanmış biri olmasıydı. Yani basit bir sosyal medya taramasıyla bile hakkında sayısız karar bulunduğu görülebilecek bir kimse herkesin gözü önünde altı kez üst üste en güvenilir ünlü seçilerek adeta kahramana dönüşmüştü. Parlak bir iyilik imajı "Halo etkisi"yle kişinin diğer bütün davranışlarını ve geçmişini birden temize çekivermişti. Peki neden? Nasıl oldu da bu kadar açık ve ortada olan bir şeye milyonlarca insan kandı? Kandırılabilir hale geldi?

İyilik ve vicdan insanın en kolay dokunulan yeri. Bu yüzden de en kolay istismar edilen şeylerden ilkine dönüşüyor. Birçok derneğin kurucusu ve gayretkeş üyesinin asıl motivasyonu gerçekten bir yaraya merhem olmak mı "kendimi göstereyim arzusu" ve bir şekilde rant elde edeyim hırsı mı yoksa? Çünkü iyilik gösterileri varoluş amacının kendisine dönüşüyor bir zaman sonra. O yüzden ayrımı çok iyi yapmak gerekiyor: İyilik adına kurulan bazı yapılar bir tür iyilik ve vicdan istismarı kötülüğü ve suçu mu yaratıyor?

Sahte kahramanlar ve reaktif iyilik

Necip Fazıl "sahte kahramanlar" demişti. Sahte kahramanı anlayabilmek için evvela hakiki kahramanın ne olduğunu bilmek gerektiğini söylemişti. Ve aynı saf iyilik damarı ve hakikate bağlı olmayışın kaçınılmaz sonucu olarak da sahte kahramanların birbirini sevmediğini vurgulamıştı. Sahte kahramanlar spot ışıklarını, aynı sahneyi paylaşmaya tahammül edemez çünkü. Hakiki fikir adamının kaderi ise çoğu zaman bambaşkadır: Gerçek kahramanlar, kahraman kabul edilinceye dek cemiyetlerini rahatsız etmişlerdir.

Çünkü hakiki kahramanlar insanı kendi sınırlarıyla, cemiyeti kendi ataletiyle yüzleştirir. Necip Fazıl'ın ideal kahraman tarifinde de bu yüzden dönüştürücü etkisinden ve ideal kahramanın vasıflarından bahsetmişti: "Kahraman, her sahada; kendisini ve cemiyetini aşan, insanı ve cemiyeti yoğuran ve nefslerini aşmaya davet eden, zamanı delen ve mekânı yırtan, hamle örneği üstün insan..." Demek ki hakiki kahramanların derdi kendini gösteriye dönüştürmek değil toplumda dönüştürücü bir tesir bırakmaktı.

Yıllarca en güvenilir ünlü seçilen birinin dolandırıcılıktan gözaltına alınmasının başka bir nedeni de reaktif iyilik teması. Bu tür istismar olaylarının bir yönü de nefret siyaseti, patolojik muhaliflik, nefretten doğan karşıt iyiliği motivasyonu sonucu olması. Bir şeye karşı olmak, onun karşısında duran şeyi otomatik olarak iyi yapmaz. Sırf nefret siyaseti etkisi yüzünden birçok insan devlet kurumları yerine geçmişte sayısız karşılıksız çek, senet olaylarına karışmış birinin kurucusu olduğu derneğe yüksek bağışlarda bulundu.

Nefret ve öfke etkisi… Sahte kahramanların en sevdiği kullanışlı duygu sermayesidir bu. Çünkü şiddetli duygularla, inanç gibi yaşıyor çoğu insan ideolojisini. Kulaktan dolma bilgiler ve yargılarla sırf bir şeye olan nefreti yüzünden o an karşısında ve alternatifi olan şeyi destekleyen, karşıt tepki geliştiren öyle reaktif bir tutum var ki. Herkese ölçülülük, rasyonellik, şüphe, temkin, birazcık aklı selim ve en önemlisi nefrete, galeyana gelmeden insanları ve olayları objektif şekilde analiz etme yetisi lazım. Bu tarz trajik vicdan istismarlarından kurtulmanın en önemli çareleri bunlar.

İyilik gösterisi ve iyilik görgüsü

Bir diğer konu da şık iyilikler, süslü iyilikler, iyilik gösterileri... İyilik etiği nerede peki? Bir iyilik yaparken; yardıma ihtiyacı olan insanlardan daha çok kendi itibarımız, fiyakamız mı besleniyor? Asıl soru bu. Süslenip püslenerek bir iyilik yapma anını (ihtiyaç sahibi insanları kayda alıp mahcup ederek) profesyonel sosyal medya ekibi ve ekipmanlarıyla bol etkileşimli içeriklere dönüştürmek ne kadar iyilik? (Liderler, sanatçılar, bürokratlar ve STK'ların kamuoyu bilinci oluşturmak için başlattığı aktivist ve gönüllülük hareketi değil burada vurgu.) Niyet iyi olsa bile bunun sunulma şekli, ihtiyaç sahibi insanların yüzleri görünecek şekilde fotoğraflanması... İyilik, yardım temalı haberlerin kişilerin yardım etme anından kimlik bilgilerine kadar ifşa edilerek bir iyilik şovuna dönüşmesi rahatsız edici bir boyuta ulaştı artık. Yardıma ihtiyacı olan insanlar, yaşlı, hasta, engelli insanlar, çocuklar hiçbirisi iyilik temalı şovların nesnesi değil.

İyilik kadar önemli olan bir şey var: İyiliğin de görgüsü var. İyiliğin yapılma şekli ve iyiliğin stili iyilik kadar önemli. Oysa iyilik gösterilmez, olsa olsa görünür. Bazen de iyi niyet var ama iyilik görgüsü yok. İyiliği gösterme fikrinin şık durmadığı bariz ama her şeye rağmen niyeti iyi olanların birine iyilik edecekken kendine şunu sormalı: "Karşımdakine iyilik etmek istiyor muyum sahiden? Yoksa ona yardım ederken, 'lütfederken' kendimi iyi hissetmek mi istiyorum?" İyinin ve iyiliğin nasılı kadar niçini de mühim bu yüzden. Süslü iyilik mi sahici iyilik mi? Sahici iyilik, böyle iyilik gösterileriyle olmuyor. Muhatabın ihtiyaçlarını en rahatsız etmeyecek yolla uzun vadeli gidermekle oluyor. Bu sosyal medya ve PR zamanlarında "iyilik etiği" üzerine ciddi ciddi düşünmek gerekiyor. Bu eşiğe gelindi artık.

İyilik etiği

Size yardım ederken aynı zamanda berbat hissettiren biri; muhtemelen size yardım etmiyordur. İyiliğin en hızlı vasfı; iyi hissettirmektir çünkü. Bir iyilik, muhatabını bir şekilde rencide ediyorsa iyi niyetine rağmen etik bir problem taşır. Bu etki kendini en çok tavsiye, nasihat, yardımda gösteriyor. Üstenci tavır, bilgiçlik, kibir hepsinin önüne geçiyor bazen. Büyüsü bozuluyor iyiliğin. Düşüyor yere iyilik. İyi, iyi görünene; iyi görünen, iyi bir görüntüye dönüşüveriyor. Şuursuzca bile olsa beklentiyle yapılan hiçbir şey iyilik değil. Belki onaylanma belki sevilme ihtiyacı belki başka bir şey ama iyilik değil. Bu yüzden de iyilik olmadığını er ya da geç gösterir. Benzer güzergahta Tolstoy da "İyiliğin bir nedeni varsa, iyilik değildir o. Sonucu, yani ödülü varsa iyilik olmaktan çıkmıştır" demişti. Kötü görünen çok şeyin iyiden ileri gelebileceği gibi; iyi görünen çok şey de gizli bir övünmeden ileri gelebilir bazen.

Göstererek kötülük yapanlar, gizleyerek kötülük yapanlar, göstererek iyilik yapanlar, en tehlikelisi: "göstererek iyilik yapıp gizleyerek kötülük yapanlar" ve gizleyerek iyilik yapanlar var. İyiliğin en sahici hâli, alkışa ihtiyaç duymayan hâlidir. Hakiki ve sahici iyilik; her yolu dener, "imkânı yok ki..." diyen çaresiz, karamsar ve aciz sesleri bastırarak imkânsızı zorlar ve kötülüğün kibirli kudretine karşı her tür bedeli ödeme riskini göze alır. Tıpkı Filistin Soykırımında her tür diplomatik ambargo, dışlama, yaptırım ve engele rağmen dünyanın dört bir yanında Filistin'in yanında durma cesareti gösteren İspanya örneği gibi tıpkı.

"Göründüğü gibi değil" çağı

"Göründüğü gibi değil" zamanındayız. Gösteri çağının en büyük hilesi bu: Çoğu şey göründüğü gibi değil. Sosyal medyada "budur!" diye görünen/gösterilen/gösterileştirilen hiçbir şey gerçekten olan şey olmayabilir. Her hakikat savaşçısı, her dernek yetkilisi, her hür vicdanlı gazeteci, her uzman, her yetkili, her aktivist, her X görünümlü kişi göründüğü o kişi olmayabilir. Kimin gerçek motivasyonu, hakiki derdi ne bilmiyoruz. Gösterdiği kimliğin ardındaki gerçekten olduğu kişi kim bilmiyoruz, kimin gizli ajandası var onu bilmiyoruz.

Emin olan hüsrana uğrar. En çok da kendinden, fikrinden ve niyetinden emin olan. O zamandayız artık. Bu yüzden bunca dezenformasyon dolu, eksik, yanlı, doğrulanmamış veriyle, bilgiyle, haberle o alanın uzmanı gibi husumet siyasetiyle, akılsız öfkeyle, cahil egoizmiyle büyük analizler, yargılar, ithamlarda bulunmamalı. Olağan bir insan için, bu zamanda varılacak en makul hal aklıselim, ölçülü bir şüphe hali.

Bazen bir kötülüğü engellemek de iyiliktir. Bir kötülüğün yayılmasına hizmet etmemek, teyakkuzda olmak da. Kötülüğün bu denli çeşitlendiği, sanal ve siber karakteristik kazandığı ve en önemlisi sahte kahramanların böylesine itibar gördüğü bir zamanda teyit edilmiş iyilik hareketleri, seçici bağışlar, ölçülü şüphe ve temkin hali kötülüğün yayılması önündeki en iyi güvenlik önlemi artık. Sahte kahramanlar ve parlak iyilik gösterilerine iyilikle aldanmamak için belki de "en iyi" yol bu artık.

BİZE ULAŞIN