Ulaş Özdemir: İnsan, futbolcu, kahraman…

İnsan, futbolcu, kahraman…
Giriş Tarihi: 2.10.2026 11:16 Son Güncelleme: 2.10.2026 14:50
Futbolculuk yetenek ister. Büyük futbolculuk ise karakter. Drogba ya da Yamal diplomat değildi. Sócrates parti lideri değildi. Aboutrika ve Kanouté uluslararası hukuk uzmanı değildi. Onların başka bir gücü vardı. İnsan olmaları ve insanlığa karşı sorumluluğu.

2026 Dünya Kupası'nı İspanya kazandı. Fakat bu turnuvadan akıllarda kalan başka bir mesele vardı. "Futbolcunun insanlığa karşı sorumluluğu."

Lamine Yamal buna Filistin bayrağıyla cevap vermişti. Ağlama Duvarındaki görüntüleriyle vicdanı olan herkesin tepkisini çeken Messi'nin Arjantin'ini destekleyen Katil İsrailliler de finalde 'topu göremeden' evlerine gitmişti!

Simon Kuper'ın futbol üzerine yaptığı çalışmaların temel fikri burada anlam kazanıyor. Futbol bir toplumun aynasıdır. Milliyetçiliği görürsünüz. Sınıfı görürsünüz. Göçü görürsünüz. Irkçılığı görürsünüz. İktidarı görürsünüz. Direnişi görürsünüz. Savaşı ve barışı görürsünüz. Bazen de bir çocuğun elindeki bayrağı görürsünüz.

Didier Drogba'yı hatırlayın. Fildişi Sahili iç savaşla parçalanmıştı. Ülkenin kuzeyi ve güneyi fiilen ayrılmıştı. Fildişi Sahili 8 Ekim 2005'te Dünya Kupası'na katılma hakkı kazandı. Maçtan sonra Drogba ve takım arkadaşları soyunma odasında kameraların karşısına geçti. Dizlerinin üzerine çöktüler ve çatışan taraflara silahlarını bırakmaları için çağrı yaptılar. Drogba daha sonra millî takım maçlarından birinin isyancıların merkezi Bouaké'de oynanmasını istedi. 2007'de Fildişi Sahili–Madagaskar karşılaşması orada oynandığında yıllarca karşı cephelerde duran insanların aynı statta millî takım için buluşması ülkenin barış sürecinin en güçlü sembollerinden birine dönüştü.

Siyaset hep futbolun içindeydi

Brezilya'da Sócrates vardı. 1980'lerde ülke askerî diktatörlüğün gölgesindeyken Sócrates, Wladimir ve Casagrande gibi Corinthians oyuncuları kulübün içinde "Corinthians Demokrasi" hareketini kurdu. Oyuncular transferlerden kamp düzenine kadar kararları oyla almaya başladılar. Formalarının üzerinde demokrasi mesajları taşıdılar. Kulübün içindeki yönetim modelini ülkenin demokrasi tartışmasının parçasına dönüştürdüler.

Mısırlı Mohamed Aboutrika vardı. Afrika Uluslar Kupası'nda Sudan'a gol attıktan sonra formasını kaldırdı. Altındaki tişörtte Gazze'ye destek mesajı verdi. Sevilla'nın Malili yıldızı Frédéric Kanouté gol attıktan sonra formasının altındaki "Filistin" yazısını gösterdi.

Aradan yıllar geçti. Barcelona otobüsünün üzerinde bu kez Lamine Yamal aynı tarihsel çizginin başka bir halkasını oluşturdu.

Drogba ya da Yamal diplomat değildi. Sócrates parti lideri değildi. Aboutrika ve Kanouté uluslararası hukuk uzmanı değildi. Onların başka bir gücü vardı. İnsan olmaları ve insanlığa karşı sorumluluğu.

Bu yüzden "spor ile siyaseti karıştırmayın" cümlesini hiçbir zaman ikna edici bulmadım. Stadyumların kim tarafından yapıldığı siyasettir. Dünya Kupası'nın hangi ülkeye verildiği siyasettir. Bir ülkenin turnuvadan çıkarılması siyasettir. Bir başka ülkenin turnuvada tutulması siyasettir. Vize verilmesi ya da verilmemesi siyasettir. Bayrak yasaklanması siyasettir. Marş siyasettir. Forma siyasettir. Sponsor siyasettir. FIFA başkanının devlet başkanlarıyla kurduğu ilişki siyasettir. 2026 Dünya Kupası bunun canlı örneğiydi.

İran millî takımının oyuncuları turnuvadan kısa süre önce ABD vizelerini alabildi. Federasyonun bazı önemli yöneticileri ve personeli ülkeye sokulmadı. İran kampını Arizona'dan Tijuana'ya taşımak zorunda kaldı. FIFA ile Amerikan makamları arasındaki yetki tartışması turnuva boyunca devam etti. Demek ki siyaset hep futbolun içindeydi.

Filistin bayrağı ve Yamal

18 yaşında bir çocuk çıktı ve "siyaseti karıştırmayın" denilen futbola bir tokat salladı. Adı Lamine Yamal'dı. Barcelona 2025-26 La Liga şampiyonluğunu kutluyordu. Yamal eline Filistin bayrağını aldı. Ve dalgalandırdı. Ardından o görüntüleri kendi sosyal medya hesabında da paylaştı. Üstelik bunun sonuç doğurabileceğini bilerek yaptı. Katil İsrail'in Savunma Bakanı Israel Katz doğrudan Yamal'ı hedef aldı ve Filistin bayrağı açmasını "İsrail'e karşı nefreti kışkırtmakla" suçladı.

Şimdi en can alıcı soruya gelelim! 18 yaşındaki bir futbolcu bu tepkiyi öngöremez miydi? Elbette öngörebilirdi. Sponsorları vardı. Barcelona gibi küresel bir markanın yüzlerinden biriydi. Yakında Dünya Kupası oynayacaktı. Milyonlarca euroluk bir ticari geleceğin merkezindeydi. Ve buna rağmen Filistin bayrağını kaldırdı.

İşte benim Yamal'da değerli bulduğum yer tam burasıdır. Filistin bayrağını açmak onun kariyerine puan kazandıracak güvenli bir pazarlama çalışması değildi. Maalesef! Babası Fas kökenli. Annesi Ekvator Gineli. Katalonya'da doğdu, Mataró'nun işçi ve göçmen nüfusuyla bilinen Rocafonda mahallesinde büyüdü. Müslüman bir futbolcu olarak tanımlanıyordu. Fakat Yamal'ın Filistin tavrını dinî kimliğine indirgemek onun yaptığı şeyi küçültür. Çünkü Filistin meselesinin özü Müslüman olmak, Hristiyan olmak veya Yahudi olmak üzerinden kurulamazdı. Buradaki mesele insanlıktı. Sivil yaşamıydı. Çocukların yaşamıydı. Uluslararası hukuktu. Bir halkın kendi geleceğini belirleme hakkıydı. Vicdandı…Yamal'ın yaptığı da bu nedenle önemliydi. Kendi mutluluğunun en yüksek anında başka insanların acısını hatırlamasıydı.

18 yaşındaki bir çocuğun cesareti

Sonra finalin öteki büyük figürü geliyor. Lionel Messi. Burada çok açık olayım. Benim açımdan Messi futbol tarihinin en büyük oyuncularından biridir. Bunu tartışma konusu yapmıyorum. Ancak futbol yeteneği ile futbolun dışındaki cesaret aynı olamıyor, maalesef! Dünyanın belki de en güçlü spor figürü son yılların en ağır insani soykırımlarından biri yaşanırken sahip olduğu benzersiz gücü Yamal gibi kullanmadı. Özellikle yüz milyonlarca insanın seni izlediği bir konumdayken!

Bir Drogba olamadı. Bir Socrates olamadı. Yakın tarihte ağlama duvarındaydı. İsrailli şirketlerle reklam anlaşması yapıyordu. Soykırıma kör ve sessiz kalarak katilleri aklıyordu. Belki de Yahudi idi. Bilemem. Ama birçok Yahudinin dahi tepki gösterdiği bu soykırıma karşı koyamayan pısırık ve korkak bir isim olarak tarihe geçti!

Bizler Yamal'ın tarafındayız. Filistin bayrağını kaldırdığı için. Dünyanın en hızlı yükselen ticari spor figürlerinden biriyken rahat olanı seçmediği için. İsrail Savunma Bakanı'nın doğrudan hedef göstermesine rağmen yaptığı hareketin arkasında durduğu için. Kendi şampiyonluğunu kutlarken Gazze'deki insanların varlığını dünyaya hatırlattığı için.

Bu yüzden 2026 Dünya Kupası'nı yıllar sonra hatırladığımda önce Ferran Torres'in 106. dakikadaki golünü düşünmeyebilirim. Messi'nin üçüncü Dünya Kupası finalini de düşünmeyebilirim.

Aklıma ilk gelecek görüntü birkaç ay öncesinden olacak. Barcelona'nın şampiyonluk otobüsü…

18 yaşındaki bir çocuğun cesareti! Dünyanın en yetenekli topçusunun korkaklığı!

Evet, futbolculuk yetenek ister. Büyük futbolculuk ise karakter.

BİZE ULAŞIN