Ailenin bir kurum olarak ilk insandan bu yana hemen her toplumda ve kültürde mevcut olduğu biliniyor. Sosyal bilimciler, düşünürler ve iktidarlar; ailenin toplum ve fert için gerçekleştirdiği fonksiyonlar sebebiyle, aileyi yeri doldurulamaz ve alternatifi olmayan bir müessese olarak kabul ederler ki öyledir de…
Aile; insan için en mümbit toprak, en ılıman iklim, en sadık sırdaş, en vefalı dost anlamına gelir. Her şeyimizi kaybettiğimizde, herkes terk ettiğinde, üzüldüğümüzde, varlıkta ve yoklukta sığınabileceğimiz, kapısı her daim açık olan sıcacık yuvamızdır orası.
Özellikle çocuk için çok gerekli ve adeta vazgeçilmez bir kurumdur. Bireyin kişiliğinin oluşumunda ve sosyalleşmesinde en etkili faktör olarak, toplumun sosyokültürel ve geleneksel değerlerini nesilden nesle aktarır. Bu yüzden mutlu evlilik tam anlamıyla bir nimet iken mutsuz evlilik ise felâket anlamına gelir.
Mutsuz evlilik felâkettir; çünkü aile, erkeği de kadını da elbette çocukları da dış dünyanın zorluk ve tehlikelerine karşı koruyan bir zırhtır. İşte bu zırh delinmişse veya çürükse, hatta bazen olduğu gibi çiftler için tehlikelerden koruma yerine kendisi bir tehlike kaynağı ise ne kadar zor bir durumdur! Özellikle dış streslerin arttığı, rekabetin vazgeçilmez hale geldiği, insanların birbirine daha acımasız davrandığı, bilhassa çocuklar için çeşitli yollarla gelen risklerin fazla olduğu günümüzde ailenin fertlerinin birbirine bağlılık ve dayanışma göstermesinin önemi daha da artmış durumda.
Konuyu bir de çocuklar açısından ele alırsak en başta şunu söylemeliyiz ki çocukların sağlıklı ve dengeli gelişmeleri için aile ortamı şarttır. Ailede geçimsizlik varsa, en büyük zararı çocuklar görecektir. Çünkü uygun ve sıcak bir aile yapısı, ebeveyn ilgi ve sevgisi, anne-baba rollerinde istikrar, sosyoekonomik durum çocuk suçluluğunu doğrudan etkiler; ailedeki güçlü bağlar ve çocuğa destek, güven vermek suç riskini azaltır. Hatta diyebiliriz ki sevgi ve şefkat dolu, birbirini seven ve birbirlerine saygı duyan eşlerin olduğu ailelerde büyüyen çocuklarda suç işleme, zorbalığa başvurma ihtimali yok denecek kadar düşer.
İşte bu yüzden geçimsiz, parçalanmış veya aile rollerinde çarpıklık olan ailelerde yetişen çocuklar çeşitli problemler yanında daha sık zorbalık etmeye ve suç işlemeye daha eğilimli olurlar. Yapılan araştırmalar çocuk suçluluğunun büyük bir bölümünün ebeveyn ilgi ve sevgisinin, bakım ve denetiminin olmadığı veya yetersiz olduğu ailelerden ortaya çıktığını gösteriyor.
Şimdi böyle aile tiplerine bakalım:
Ailede özellikle babanın suç işleme eğilimlerinin olması: Çocuğun sosyalleşmesinde babaların rolünün çok önemli olduğu artık biliniyor. Özellikle erkek çocukların toplumsallaşmasında babanın rolü daha belirgindir. Saygın, otorite sahibi, güçlü ve etkili bir kişi olarak baba korkulan fakat aynı zamanda çekici bir kişidir. Çocuk babasıyla gurur duyar. Ona benzemek ister. İşte bu yüzden babaları olmayan çocuklar hem yetişkinlerle hem de başka çocuklarla iyi ilişkiler geliştirme ve sürdürmede güçlük çekiyorlar. Böyle çocukların daha sıkılgan, içe kapanık veya uyum bozukluğu çektikleri görülüyor. Erkek çocuk babaya benzemek ister, onunla özdeşlik kurar ve onu taklit eder. Baba suç işliyorsa çocuk da öyle yapmayı sıradanlaştırır.
Parçalanmış ailelerde büyüyen çocuklar: Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de anne-baba ayrılmışsa çocuk genelde annesiyle birlikte büyüyor. Bir de baba ilgisiz ve çocuğuna yeterince vakit ayırmıyorsa babanın sağladığı disiplin ve kontrol edilme hissinden mahrum kalan bilhassa erkek çocuklar şiddete, suça sürüklenebiliyor. Daha önceden baba devreden çıktığında dedeler, amca ve dayılar ile ailenin başka büyük erkekleri rol model olarak onun yerini alırlardı. Ancak geleneksel ailelerin yerini çekirdek aile aldığından dolayı maalesef bu koruma ve kollama yetersiz kalıyor.
Günümüzde boşanmalar önemli ölçüde arttı ve tek ebeveyn ile (genelde bu anne olmaktadır) büyüyen çocukların sayısında da artış söz konusu. Okulda olay çıkardığında, bir arkadaşına zorbalık yaptığında onu ikaz eden, yanlış yaptığını söyleyen, kendisinden çekinilen, söylediği önemsenen baba olmayınca maalesef bu durum tekrarlanıyor, giderek alışkanlık haline geliyor.
Bir örnek aktarayım: Danışanlarımdan Erol'un anne ve babası ayrılmıştı. Annesiyle kalıyor, babası onunla hiç ilgilenmiyordu. Önceleri problem belirgin değildi. Ancak Erol ergenlik dönemine girince annesini dinlememeye ve ona sık sık karşı çıkmaya başladı. Anne anti sosyal davranışlara yönelen Erol'u kontrol etmekte ve gözetmekte yetersiz olduğunu görüyordu. Giderek bu tür davranışların dozunu artırdı ve Erol maalesef suç işlemeye başladı.
İlgisiz veya işkolik babanın olduğu aileler: Bu durumda da benzer mekanizmalarla çocuk suça meyledebiliyor. Babanın görevini anne üstleniyor, erkek çocukla çok yüzgöz oluyor ve çocuk üzerindeki yaptırım gücü zayıflıyor, onu disipline etmeye gücü yetmiyor.
Danışanlarımdan Sercan, daha 15 yaşında böyle bir gençti. Muayene için getiren babası, onun işlediği yaramazlık ve disiplinsizliklerden, okuldan kaçışlarından dert yanmıştı. Vücuduna istemedikleri halde dövmeler yaptırmış, gizliden gizliye sigaraya başlamıştı. Babasını çıkardığımda, "Ne şanslısın, seni buraya getiren ve seninle ilgilenen böyle bir baban var. Neden bu olumsuzluklarla yöneldin ki?" diye sorduğumda Sercan derin bir iç çekmiş ve şöyle demişti: "Hakkımda şikâyetler olunca babamın aklına geldim. Babam evden erkenden çıkar ve eve çok geç gelir. Bazen haftalarca onu göremediğim olur. Bir gün bile beni sevdiğini, benimle vakit geçirdiğini, beraber dışarıya çıktığımızı hatırlamam. Şimdi suça bulaşınca böyle ilgileniyor."
Gerçekten çocuğun yetişmesinde günümüzde babanın önemi daha bir artmış durumda. Anne gibi babanın da çocuğunu sevgiyle kabullenmesi, ilgiyle bağrına basması, desteğini ve yanında olduğunu belli etmesi, denetim altında tutması, otorite içinde şefkatle disiplini benimsemesi gerekir.
Tutarsız disiplin uygulayan aile tipi: Çocuk ailesinden tutarlı ve dengeli davranış ve disiplin bekler. Doğru ile yanlışı, güzel ile çirkini anne-babasının ona ve birbirlerine olan muamelelerinden yaşayarak öğrenir. Bu yüzden anne ve babanın çocuk eğitiminde görüş birliği içerisinde olması gerekir. Birinin ak dediğine diğeri kara diyorsa çocuk bunu maalesef işine geldiği gibi aleyhine kullanır, hak ve hakikat olanı öğrenemez.
Yine ebeveynin her birinin doğru, tutarlı ve anlaşılır ölçüleri olması gerekir. Bir gün doğru dediklerine bir başka gün yanlış diyorlarsa, aynı davranışı bir gün cezalandırıp diğer gün görmezlikten geliyorlarsa hatta bir de memnuniyetle karşılıyorlarsa bu da çocuğun sağlam ölçüler kazanmasını ve iyi karakterli yetişmesini engeller.
Zorbalık yaptığı için görüştüğüm 17 yaşındaki genç şöyle diyordu: "Neden bana kızıyor, yaptıklarıma itiraz ediyorlar anlamıyorum. Ters ve uygunsuz davranış yaptığımda hep görmezlikten geldiler. İlk başlarda sınıftaki bazı arkadaşlarıma saldırdığımda tebrik ettiler, kendimi ezdirmemem gerektiğini söylediler."
Suça iten şiddetli disiplin: Çocuğu suça iten bir başka aile problemi ise şiddetin disiplin yöntemi olarak kullanılması, çocuğa katı ve baskıcı davranılmasıdır. En küçük disiplinsizlikte veya anne-babanın benimsemediği davranışları yapması durumunda çocuğun kaba kuvvetle cezalandırılması durumunda çocuk da karşılaştığı sıkıntılı hallerde ailesini taklit ederek böyle davranışlarla çözüm bulmaya sürüklenir. Aile içinde fiziksel, duygusal veya cinsel şiddete uğrayan ya da ev içi şiddete tanıklık eden çocuk şiddeti bir problem çözme yöntemi olarak öğrenir.
Dayısını öldürmek suçundan gözlem sonucu akli rapor düzenlenmesi için getirilen örgütlü suç mahkûmu aynen şunları anlatmıştı: "Daha 7-8 yaşlarında iken dayım babamı gözlerimin önünde katletti. Babamın çırpınışını, can vermesini bir türlü unutamadım. Büyüdüğümde babamın katilinden intikam aldım ve sonrasında suç işlemek benim için sıradanlaştı."
Babanın madde ve alkol kullanım bozukluğu olması: Bu durumda yine erkek çocuk örnek alma ve taklit etme yolu ile suç işlemeye yatkınlık oluşturan alkole ve yasa dışı maddelere alışmaktadır. Böyle bir genç olan Refik'in babası yasa dışı madde kullanıyor, bu yüzden çalışamıyor ve ailesinin masraflarını karşılayamıyordu. Böyle bir ortamda yetişen Refik de maddeye alıştı ve maalesef ona ulaşabilmek için suça bulaştı. Daha sonra suç örgütlerinin aleti oldu.
Çocuk sayısının fazla olduğu fakir ailelerden gelen çocuklar: Günümüzde şehirlerde apartman dairelerinde ve gecekondularda çok sayıda çocuğu olan aileler bunların ilgi ve ihtiyaçlarını yeterince gideremiyorlar. Zaten böyle aileler genelde sosyoekonomik olarak yoksul çevrelerden oluyor. Toplum baskısı da kalktığından dolayı anne-baba yeterli ilgiyi, gözetim ve denetimimi gerçekleştiremiyor. Böyle olunca genç, ailenin bile farkında olmadan suç örgütlerine malzeme olabiliyor.
Çete suçuna katıldığından dolayı getirilen 17 yaşındaki erkek genç şöyle demişti: "Çok zorluklarla büyüdüm. Cebimde harçlığım yoktu. Medyada gördüğüm konforlu yaşantıya özeniyordum. Teklif gelince cazip geldi ve çeteye karıştım."
Çocuğun suç ve zorbalığını önlemek
Sonuç olarak; çocuğun suç işleme ve zorbalık davranışlarının önlenmesinde dikkat edilecek önemli hususları şöyle sıralayabiliriz:
Ülkemizde 2025 yılında 186 bine yükselen suçlu çocuk sayısı ve bunların yüzde 85'inin erkek olması bu konuda aileyi önceleyerek tedbirler alınması gerektiğini açıkça gösteriyor.